Türkiye, hem coğrafi ve stratejik konumu, hem de devralmış olduğu
tarihi mirası itibariyle Balkanlar'ın, Kafkaslar'ın, Ortadoğu ve
Orta Asya'nın geleceğinde liderliği üstlenebilecek bir ülkedir.
Milyonlarca insanın özlemini duyduğu barış ve huzur ortamını sağlayabilecek
zengin bir tarihsel deneyime sahiptir. Coğrafi konumu itibariyle
hem Asyalı, hem Avrupalı, hem Ortadoğulu'dur. Devraldığı tarihi
miras itibariyle de tüm bu alanlarda tahminlerin ötesinde bir etkinliğe
ve güce sahiptir. Yüzlerce farklı kültürün ve etnik grubun barındığı
bu topraklarda, sahip olduğu Osmanlı mirası gereği söz sahibidir.
Nitekim Soğuk Savaş'ın ardından tesis edilen yeni dünya sisteminde
pek çok ülkenin de talebiyle Türkiye söz konusu topraklarda aktif
rol almak durumunda kalmıştır.
Türkiye'nin sahip olduğu tarihi miras -ve siyasi, askeri, ekonomik
potansiyel- nedeniyle, pek çok Batı ülkesi bu bölge üzerinde geliştirdikleri
stratejilerin Türkiye eksenli ve hatta Türkiye merkezli olması gereğinin
farkındadır. Nitekim ABD eski Başkanı Bill Clinton'ın 1999 yılının
son aylarında Georgetown Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma da
bu görüşü destekler niteliktedir. Bir anda tüm dünya ülkelerinin
dikkatini tekrar Türkiye üzerine çevirmelerine neden olan bu ünlü
konuşmada Clinton'ın özellikle, "20. yüzyılı nasıl Osmanlı'nın
yıkılışı belirlediyse, 21. yüzyılda da Türkiye'nin etkin rol oynayacağı"
anlamına gelen sözleri son derece önemli bir tespiti içermektedir.
Clinton'ın bu sözlerini "Türkiye, Avrupa, Asya ve Afrika'yı
içine alan milyonlarca km2'lik bir alanda, dünya siyasetinin
merkezi olan bir bölgede söz sahibi bir ülke olduğu için 21. yüzyılın
şekillenmesinde kilit rol oynayacaktır" şeklinde açabiliriz.
(Bill Clinton benzeri mesajları Kasım 1999 tarihinde Türkiye gezisi
esnasında TBMM'de yaptığı konuşmasında da vermiştir). ABD gibi süper
bir gücün liderinin, Türkiye için 21. yüzyılda böyle bir teşhiste
bulunması kuşkusuz çok dikkat çekicidir.
Osmanlı Millet Sistemi
Bugün söz konusu bölgelere huzurun ve sükunetin yerleşebilmesinin tek yolu, Türkiye'nin varisi olduğu Türk-İslam ahlakı ile yoğrulmuş olan "Osmanlı Millet Sistemi"nin hakim olduğu bir anlayışın oluşturulabilmesidir. Osmanlı Millet Sistemi'nde, devletin koruyucu şemsiyesi altına giren her millet ya da topluluğa, kendi inanç ve örfüne göre yaşama hakkı tanınır ve temel hakları koruma altına alınırdı. Türkler ister Balkanlar'da, ister Kafkaslar'da, ister Ortadoğu'da gittikleri hangi ülke olursa olsun kimseyi dinini ve töresini değiştirmeye zorlamamış ve hiç kimseye dininden dolayı zulmetmemiş, kimseyi hor görmemiştir. Her dinden, her mezhepten vatandaş ibadetini dilediği gibi yerine getirmiş, kendi örf ve adetlerini uygulamalarında kimse bir diğerine karışmamıştır. Bunun karşılığında dış güçler tarafından herhangi bir saldırı söz konusu olduğunda ise bu topraklarda yaşayanlar da severek ve isteyerek yönetiminden memnun kaldıkları Osmanlı Devleti'nin yanında yer almışlardır. Böylece dış güvenlik ve ekonomi başta olmak üzere pek çok alanda doğal bir ittifak oluşmuş, hem Osmanlı Devleti'nin hem de tebası altında yaşayanların fayda sağladığı sağlam bir yapı oluşturulmuştur.
Türkiye tıpkı Osmanlı'nın yaptığı gibi Balkanlar ve Ortadoğu'daki farklı etnik kimlik ve dinleri kucaklayan bir strateji geliştirmelidir. Geliştirilecek bu stratejinin dayanak noktası ise Türk-İslam kültürünün ve köklü medeniyetimizin yeniden keşfedilmesi olmalıdır. Nitekim bu topraklarda siyaseten olmasa bile, kültür olarak Türk hakimiyeti halen devam etmekte, özellikle Balkanlar'da ve Kafkasya'da farklı ırklardan olmalarına rağmen pek çok Müslüman kendini Türk ve Osmanlı addetmektedir.
Pek çok tarih bilimci ve siyasetçi de bu gerçeği kabul etmekte ve yazdıkları makalelerde bu noktaya dikkat çekmektedirler. Bu kişilerden birisi de dünyaca ünlü Ortadoğu uzmanı Prof. Dr. Edward Said'dir. Kendisi de Kudüslü Hıristiyan bir aileye mensup olan Edward Said, İsrail'de çıkan Ha'aretz Gazetesi'nde yayınlanan röportajında Ortadoğu'da kalıcı bir barışın inşa edilebilmesi için "Osmanlı Millet Sistemi"ni önermiştir.29 Ari Shavit'in gerçekleştirdiği bu röportajda Osmanlı Millet Sistemi'ni bir nevi zorunluluk olarak gören Edward Said, bu konuda son derece haklıdır. Çünkü bütün bir tarih boyunca Ortadoğu ve Balkanlar'da en uzun ömürlü yönetimler Osmanlılar döneminde kurulmuş, Romalıların bile sağlayamadığı süreklilik ve bütünlük Müslüman Türkler tarafından yüzyıllarca korunmuştur.