Tarih Türklerden çok şey
öğrendi. Onların elinden çıkma, öyle eserler var ki, medeniyet için
birer süs teşkil etmektedir ... Yılmaz Öztuna, Osmanlı Devlet Tarihi I, Ankara,
T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Yayın 2068, 1998
Şanlı Tarihimize Kısa Bir Bakış
Türk Milleti'nin tarih boyunca kurduğu devletlerin
sayısının 180'i bulduğu kabul edilir. Hatta pek çok tarihçi, araştırmalar
derinleştirildikçe bu sayının daha da artabileceğini belirtmektedir.
Bu devletlerden 16 tanesi ise dünya tarihinde etkili rol oynamış,
çok güçlü devletlerdir. Kemal Tahir'in 1966 yılında söylediği gibi:
"Türk Milleti'nin bütün tarih boyunca bayraksız ve devletsiz
kalmaması rastgele ve boşuna değildir. Onun çekirdeğindeki dinamizm,
ona devlet kurma yatkınlığı getirmiş... Devlet kurmak başka bir
şeydir, devleti yönetmek başka bir şeydir. Türk Milleti tarih boyunca
devleti hem kurmada, hem yönetmede ustalık göstermiştir."
Türk Milleti her biri diğerinden güçlü olan bu
16 devletle ve bu devletlerin yönetiminde gösterdiği üstün kabiliyetle
tüm dünya milletlerine tarih boyunca örnek olmuştur. Bunun en önemli
nedenlerinden biri ise hakimiyeti altında yaşayan farklı etnik kökene
mensup toplulukları, her birinin dil ve din farklılıklarına saygı
göstererek, barış, huzur ve güvenlik içerisinde, asırlar boyunca
birarada yaşatma becerisini göstermesidir. Aynı topraklar üzerinde
hakimiyet kuran farklı devletler ise bu başarıyı sağlayamamış, söz
konusu topraklarda bu kadar uzun süreli hakimiyetler yaşanmamıştır.
Müslüman Türk Ahlakı
Selçuklu ve Osmanlı devletleri başta olmak üzere,
Türk Milleti'ni bu coğrafyayla bütünleştiren ve güçlü kılan unsurları
sadece askeri güçle açıklamak mümkün değildir. Anadolu'yu fetheden,
Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar dünyanın en karışık ve en hassas
bölgesini asırlar boyunca hakimiyeti altında tutan güç, Türk Milleti'nin
özünde var olan ve Türklerin İslam'ı kabul etmesiyle birlikte asıl
kimliğini bulan ahlak anlayışıdır.
Kuran'da emredilen bu ahlakın başlıca özellikleri,
dürüstlük ve mertlik, zulümden ve haksızlıktan uzak durmak, adaleti
her zaman ayakta tutmak, hoşgörüden ve uzlaşmadan yana olmaktır.
Bu özellikler nedeniyledir ki kendilerine tabi olan halklar da her
zaman Müslüman Türklerin yönetiminden razı olmuş, hatta çoğu zaman
kendi istekleriyle onların yönetimleri altına girmişlerdir. En kamil
anlamda Osmanlı İmparatorluğu'nda tezahür eden bu adaletli yönetim
sayesinde tüm Balkanlar'ı, Kafkasya'yı ve Ortadoğu'yu kapsayan coğrafyada,
üç dine ve muhtelif mezheplere mensup, dilleri, kültürleri, ırkları
birbirlerinden tamamen farklı milyonlarca insan asırlar boyunca
hiçbir zulme maruz kalmadan huzur içinde yaşamışlardır.
Lider Ülke Türkiye
Ancak günümüzde aynı topraklar üzerinde acı, gözyaşı,
zulüm ve çatışma bir türlü sona ermemektedir. Balkanlar, Ortadoğu
ve Kafkaslar'dan oluşan ve Türkiye'nin tam merkezinde yer aldığı
"Osmanlı Coğrafyası" halen çok hareketli ve karışık bir
yapıya sahiptir. Osmanlı Devleti'nin siyasi olarak varlığının ortadan
kalkmasının ardından bu bölgede oluşan boşluk henüz doldurulamamış
ve gerçek anlamda bir güven ortamı sağlanamamıştır. Nitekim son
yıllarda pek çok devlet adamı ve siyaset bilimci, başta Osmanlı
Devleti olmak üzere, Türk devletlerinin başarıyla yürütmüş olduğu
adil yönetim sistemini incelemektedir. Bu incelemelerdeki amaç ise,
Türklerin gerçekleştirdiği sistemi temel alan, yeni bir yönetim
modeli oluşturmaktır.
1900'lü yılların başından bu yana savaşların ve
çatışmaların bitmediği Ortadoğu'ya, Balkanlar'a ve Kafkasya'ya kalıcı
barışın getirilebilmesinin, ancak bu tarihi mirasın varisi olan
Türkiye'nin liderliğinde oluşturulacak bir birlikle mümkün olabilecektir.
Bu birlik hem çatışmaların sonu olup bölgeye kalıcı barışı getirecek,
hem de tüm bölge ülkelerinin güçlü bir ekonomik işbirliği içerisine
girmeleriyle tüm halkların yaşam kalitesini yükseltecektir.
Bu bölgede yaşayan devletlerin askeri, siyasi ve
ekonomik açıdan en güçlü olabilecekleri model, birbirleriyle çatışmak
yerine güçlerini birleştirmeleriyle oluşacak bir modeldir. Ortak
bir dış politika bu devletleri dünya siyasetinde büyük bir güç haline
getirecektir. Dolayısıyla Türkiye'nin geleceğe dair misyonu, tarihteki
Türk devletlerinin büyüklüğüne ve şanına yakışır nitelikte olmalıdır.
Üstelik bu misyon tarihte olduğu gibi bugün de Türk Milleti'ni zirveye
taşıyacak, hak ettiği lider devletler arasına dahil edebilecek bir
misyon olmalıdır. Dünya tarihinin en güçlü devletlerini kurmuş,
tüm Akdeniz ve Ortadoğu coğrafyasına nizam vermiş olan Türk Milleti'nin
aramış olduğu çözüm ve çıkış yolları, kendi tarihinde mevcuttur.