20 Temmuz Kıbrıs Barış Harekatı
ve KIBRIS DAVASI -3
KIBRIS İÇİN GERÇEK ÇÖZÜM
Harun Yahya
Kıbrıs’ı Rumlaştırmak isteyen güçler, önlerindeki en büyük engel
olarak “güçlü Müslüman Türk kimliğini” görmektedirler. Ve bu kimliği
erozyona uğratmayı hedeflemektedirler. 2003 yılı başlarında Kıbrıs’ta
yaşanan bazı gelişmeler ise, bu sinsi hedefte bazı mesafeler kat
edildiğini göstermektedir.
Adadaki Türk Varlığının devamı, diplomatik ve siyasi tedbirlerin
ötesinde, kendisini “Müslüman ve Türk” olarak hisseden, bu kavramın
ifade ettiği milli ve manevi değerleri benimsemiş bir halkın varlığına
bağlıdır. Bu sosyolojik mesele, aslında konunun en can alıcı noktasını
oluşturmaktadır. Adada, Türklük kimliğini tam olarak sahiplenmiş
bir halk olmazsa, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin veya bir başka
yapı içinde de olsa egemen bir Türk yönetiminin varlığı da anlamsız
hale gelir.
RUMLARIN ÖNÜNDEKİ ENGEL: BÖLGEDEKİ İSLAMİ
VARLIK
Kıbrıs’ı Rumlaştırmak isteyen güçler, önlerindeki en büyük engel
olarak “güçlü Müslüman Türk kimliğini” görmektedirler. Ve bu kimliği
erozyona uğratmayı hedeflemektedirler. 2003 yılı başlarında Kıbrıs’ta
yaşanan bazı gelişmeler ise, bu sinsi hedefte bazı mesafeler kat
edildiğini göstermektedir.
Bu dönemde BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın gündeme getirdiği
plana destek vermek, KKTC yönetimini bu planı kabul etmeye davet
etmek için Kuzey Kıbrıs’ta bir dizi girişim düzenlenmiştir. Bunların
en önemlileri, Lefkoşa’da düzenlenen iki ayrı mitingdir. Bu mitinglerin
her ikisinde de “Kıbrıs’ta çözüm” çağrısı yapılmış, ancak haklı
gibi gözüken bu çağrının altında bazı vahim mesajlar da verilmiştir.
Mitinge katılanlar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığına
dolayı da olsa karşı çıkmışlar, adada Rumlar ile ortak bir yönetim
kurulması, BM’in öne sürdüğü-ve Türk tarafına pek çok dezavantaj
getiren- planın itirazsız kabul edilmesi çağrısında bulunmuşlardır.
Atılan sloganlarda “Avrupa Birliği vatandaşlığı” ön plana çıkmış,
“Müslüman Türk” kimliği üzerinde en ufak bir vurgu yapılmamıştır.
Mitinglerin sembolik manzarası da dikkat çekicidir. Mitinglerde
hiç KKTC bayrağı açılmamış, Türk bayrağı dalgalandırılmamış, bunların
yerine Avrupa Birliği bayrakları tercih edilmiştir. Hatta ikinci
mitingde 1974 öncesinde Rum egemenliğindeki birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti
bayrağı açılmıştır ki, her ne kadar tepki üzerine indirilmişse de,
bu hareket adadaki “Müslüman-Türk kimliği”nin bekası açısından endişe
verici bir alamettir.
Bu mitinglere katılanların sayısının 30 bine kadar çıktığı yönünde
tahminler vardır. Adanın Türk nüfusunun 150 bin civarında olduğu
düşünülürse, bu rakamın oldukça kayda değer olduğu görülebilir.
Bu mitingleri ve bunlara katılan kitleyi küçümsemek veya göz ardı
etmek kesinlikle mantıklı bir davranış değildir.
Yapılması gereken, ortada ciddi bir “kimlik erozyonu” olduğu gerçeğini
kabul etmek ve bunun çözümlerini aramaktır.
Bir kimlik erozyonunun yegane çözümü ise, o kimliği oluşturan değerlerin
güçlendirilmesinden geçmektedir.
KIBRIS’TA ÇÖZÜM: MİLLİ VE MANEVİ UYANIŞ
Bu kültürel hizmetlerle, Kuzey Kıbrıs Türkü; sahip olduğu Müslüman
kimliği ve Osmanlı mirası konusunda modern kitle iletişim araçlarıyla
bilinçlendirilmelidir. Müslüman-Türk kimliğinin neden bir gurur
ve şeref vesilesi olduğunu, bu kimliği taşıyan insanların asırlar
boyunca tüm dünyaya nasıl nizam verdiğini kavramalıdırlar.
Bu kampanya çerçevesinde;
Kıbrıs’ın tüm gazete ve dergilerinde ve başta Kıbrıs resmi devlet
televizyonu Bayrak TV’de ve Bayrak Radyo’da yoğun bir kültürel seferberlik
yürütülmeli; İslam tarihi, Osmanlı tarihi, Müslüman-Türk ahlakı,
1974 öncesinde Kıbrıs’ta yaşanan olaylar, 1974’teki Barış Harekatının
Kıbrıs halkına kazandırdıkları gibi önemli konular; açık, anlaşılır,
düzeyli ve kaliteli yazı ve yapımlarla halka anlatılmalıdır.
KKTC’nin dört bir yanında, özellikle üniversitelerde konferanslar
düzenlenmeli, üstte sayılan konular insanlara yüzyüze anlatılmalı,
onların bu konudaki görüşleri değerlendirilmeli, soruları yanıtlanmalıdır.
Kuzey Kıbrıs Türk halkının bir bölümünü rahatsız eden birtakım
hatalı politikalar ve uygulamalar varsa, bunlar da bir an önce düzeltilmeli,
halkın KKTC’ye ve Türkiye’ye olan güvenini perçinleyecek sosyal
politikalar geliştirilmeli, insanların sorunlarına çözümler getirilmelidir.
Böylece bu kişiler; çözümü “Güney Kıbrıs’la entegrasyonda” aramaktan
kurtarılmalıdır. Devlet yönetiminde halka karşı şefkat ve anlayış
egemen olmalı, sorunları olan kesimlerle yakından ilgilenilmeli,
Kıbrıs’ın gelişimi için girişimcilerin önüne fırsatlar açılmalıdır.
Bu konularda Türkiye’nin ve KKTC’nin sivil toplum örgütleriyle
işbirliği yapması gerektiği ise açıktır. Türkiye’nin kuşkusuz gerekli
politikaların belirlenmesi ve uygulanması konusunda gerekeni yapacaktır.
Ancak kültürel kampanyalar en iyi ve etkili biçimde gönüllü sivil
toplum kuruluşları tarafından yürütülebilir. Bu konuda tecrübe ve
birikim sahibi olan vakıf ve dernekler, göreve çağrılmalı ve desteklenmelidir.
Eğer bu çalışmalar başarılı ve etkili bir biçimde yürütülür, bunun
için gerekli destek sağlanırsa, o zaman Kuzey Kıbrıs’taki “kültür
erozyonunun” kısa önü alınacaktır. Ve Kuzey Kıbrıslı soydaşlarımız,
kendilerini KKTC BAYRAĞI YERİNE Avrupa Birliği bayrağı açmaya iten
yanılgıdan sıyrılarak, yeniden AY-YILDIZ ALTINDA ONUR, MUTLULUK
VE GÜVEN BULACAKLARDIR.