80. kuruluş yıldönümünü kutlayan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, geçmişte
olduğu gibi bugün de Türk-İslam ahlakının temel esaslarını gözönünde
bulunduracak ve 21. yüzyılda, sadece Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanlar’da
değil tüm dünyada lider ülke olacaktır.
Bu noktaya kadar devlete bağlılığın önemini farklı boyutlarıyla
ele aldık. Vatandaşlarımızın Devletimiz'e daimi bir saygı içinde
olmaları gerektiğini, ancak bu şekilde barış, huzur ve refah sağlanabileceğini
açıkladık. Ancak tüm bu mantıksal gerekçelerin ötesinde, devlete
bağlılığı sağlayacak asıl etken, toplumda görülen ahlak anlayışıdır.
Eğer bir toplumda; menfaatperestlik yaygınlaşırsa, isyankarlık
ve çatışmacılık makbul olarak görülürse, saygı ve fedakarlık gibi
kavramlar terk edilirse, bu durumda o toplumun bireylerinin devlete
bağlı olmaları da düşünülemez. Çünkü devlete bağlılığın temelinde
belirli bir terbiye ve ahlak yatmaktadır. Bu terbiye ve ahlak kaybolur
ve üstte belirttiğimiz kötü ahlak özellikleri bir toplumda yaygın
hale gelirse, devlete bağlılık kavramı da kendiliğinden aşınmaya
başlar.
Sözünü ettiğimiz terbiyenin ve ahlakın temelinde ise dini inançlar
yatar. Nitekim Cumhuriyetimiz'i kuran Büyük Önder Atatürk, "Dinsiz
milletlerin devamına imkan yoktur" diyerek bu gerçeği açıkça
ilan etmiştir.
Din Ahlakının İnsanlara Kazandırdığı "İtaat"
Özelliği
Bilindiği gibi bir toplumda huzur ve sükunet, o toplumdaki insanların
devlete ve onun tüm birimlerine gösterdikleri itaat, saygı ve güvenle
sağlanabilir. Kuran'da ise "itaat" makbul bir ahlak özelliği
olarak teşvik edilmektedir. Allah Müslümanlara pek çok ayetiyle
itaati emretmektedir. Dolayısıyla Kuran ahlakına göre yaşayan insanların
oluşturduğu bir toplum aynı zamanda, devlete itaatin ve saygının
en yüksek derecede yaşandığı bir ortam olur.
Din, aynı zamanda insanları her türlü anarşi ve terör eyleminden
de uzak tutar. Çünkü Allah Kuran'da insanları "bozgunculuktan"
menetmiştir. Bu konuyla ilgili pek çok ayet vardır:
“…Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için
ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. “ (Bakara
Suresi, 60)
“O, iş başına geçti mi yeryüzünde bozgunculuk
çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise,
bozgunculuğu sevmez.” (Bakara Suresi, 205)
“Allah'ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara,
dünyadan da kendi payını (nasibini unutma. Allah'ın sana ihsan
ettiği gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama.
Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez.” (Kasas Suresi, 77)
Din ahlakını gereği gibi kavrayan ve yaşayan bir insan, Allah'ın
yukarıdaki ayetlerindeki emri gereği yeryüzünde karışıklık çıkarmaktan,
sıkıntılı, karmaşa dolu ortamlar yaratmaktan şiddetle kaçınır. Kuran
ahlakına uygun huzur ve sükunet dolu, itidalli, hoşgörülü, her zaman
sorunları çözme arayışı içinde olan, olayları tırmandırmayan, aksine
her zaman uzlaştırıcı olan bir tutum sergiler.
Yukarıdaki Kuran ayetlerinde anlatılan gerçek dindar modeli toplumda
yaygınlaşırsa, toplumsal hayat da son derece barış ve esenlik dolu
olur. İnsanlar devlete duydukları güven ve saygıyı, onun birimlerine
itaat ederek gösterirler. Polise ve diğer güvenlik güçlerine kızgın,
ters davranan, zorluk çıkaran insanlar olmaz. Aksine İslam ahlakını
yaşayan insanlar son derece yardımsever ve hoşgörülü tutumlarıyla,
güvenlik güçlerinin yanında yer alır, onların işlerini kolaylaştıracak
şekilde hareket ederler. Bu ahlaktaki insanların varlığı sayesinde
toplumdan anarşi, terör, kargaşa ve düşmanlık giderilir. İnsanlar
arasında kavgalar, bağırtılar, tartışmalar tamamen kalkar. İnsanlar
sokaklara rahatça çıkabilir, gece-gündüz güven içinde her yerde
dolaşabilir.
Din Ahlakı Toplumsal Yaşantıyı Nasıl Değiştirir?
Dinin varlığı, Allah sevgisini beraberinde getireceği için bu,
tüm insanlarda çok olumlu ve güzel bir etki yapar. Herkes Allah'ın
rızasını kazanmak için güzel ahlak gösterir, birbirini Allah rızası
için sever, sayar. Toplumun geneline şefkat, merhamet, hoşgörü hakim
olur. İnsanlar Allah'ın emri doğrultusunda hayırlarda yarışırlar.
Diğer yandan Allah korkusu sayesinde herkes ahlaksızlıklardan
ve kötülüklerden kaçınır. Asırlardır engellenemeyen, önü alınamayan
her türlü olumsuzluk bir anda biter. Din ahlakının sıcaklığı ve
barışçı ruhu her yere hakim olur. Elbette burada kastedilen Kuran'da
bildirilen gerçek dindir ve bu dinin samimi olarak yaşanmasıdır.
Bir toplumun varlığında ailenin rolü çok büyüktür. Din ahlakının
tam anlamıyla yaşandığı bir ortamda daha önceki konularda belirtildiği
gibi aile ilişkileri çok güzelleşir, hakiki sevgi ve saygı yaşanır.
Aile ile devlet ve millet birbirleriyle çok bağlantılı kavramlardır.
Aile yıkılınca millet kavramı da yok olur, devlet de zarar görür.
Bu durum domino taşları örneğinde olduğu gibi böyle devam eder.
Nitekim din ahlakının yaşanmadığı toplumlarda insanların isyancı
kişiliklere büründükleri, anarşist eylemlerde bulundukları, devlete
karşı cephe aldıkları bilinen bir gerçektir. Özellikle de milli
ve manevi değerlerin korunması gerektiği durumlarda, Allah korkusu
olmayan insanların umursuz davranacakları kesindir. Milli ve manevi
çıkarlarla kendi çıkarları arasında bir kıyas yapmaları gerektiğinde
dinden, uzak insanların kolaylıkla nefislerini tercih edecekleri
açıktır. Bu, gerektiğinde vatana ve millete hizmet etmekten, onun
uğrunda mücadele etmekten kaçınmaya, hatta bölücü faaliyetlerde
bulunmaya kadar geniş bir yelpazede düşünülebilir.
Oysa din ahlakını yaşayan insanlar için devlet ve millet kavramları
çok büyük değere sahiptir. Gerektiğinde devleti için kişi canını
tehlikeye atar, devletinin, milletinin çıkarlarını şahsi menfaatlerinden
üstün görür. Milli ve manevi değerlerini canla başla korur.
Din ahlakının yaşandığı bir ortamda öğrenciler de devlete, millete
karşı saygı ve sevgi dolu olurlar. Değil bu mukaddes kurumlara karşı
mücadele vermek, tam tersine destek olup, yardım ederler. Günümüzde
olduğu gibi askere, polise saldırmazlar, tam tersine devleti koruyan,
savunan bu görevlilere karşı son derece hürmetkar ve yardımcı olurlar.
Toplum genelinde devlete, orduya ve polise karşı tam bir güven ve
sahip çıkma duygusu gelişir. Öğrenci olayları, kardeş kavgaları,
sağ sol çatışmaları gibi problemler ortadan kalkar. Çünkü kimsenin
anlaşamadığı, çekiştiği, savaştığı bir husus kalmaz. Herkes Allah'ın
kitabına iman eder, onda bildirilen güzel ahlak anlayışını benimser,
sonuçta da kimse birbiriyle ters düşmez. Sorunların çözümünde herkes
kendisini karşısındakinin yerine koyar, merhamet eder, hoşgörüyle
yaklaşır. Böylece her problem kısa sürede güzellikle hallolur.
Devlet böyle bir ortamda çok rahat yönetilir. Ülke çok daha güvenli
ve müreffeh bir hale gelir. İdareciler de insanlara karşı çok adil,
merhametli olurlar, her türlü adaletsizlik ortadan kalkar. Dolayısıyla
kendileri de çok saygı görürler. Böyle devletler de çok güçlü ve
sarsılmaz bir temele sahip olurlar.
Din ahlakı yaşanmadığında ise baba oğula, oğul babaya düşman olur,
kardeş kardeşe düşer, işçi patrona, işveren işçiye düşman olur.
Anarşi yüzünden fabrikalar, işyerleri çalışmaz, hasar görür. Sosyal
anarşi olur, fakir kesimler zenginlere saldırır, zenginler fakirleri
ellerinden geldiğince sömürmeye çalışır. Çeşitli meslek grupları
diğerlerine saldırır. Toplumsal kargaşalardan, anlaşmazlıklardan,
anarşiden geçilmez.
Çözüm; Türk-İslam Ahlakında
Tüm bunların nedeni insanların Allah korkularının olmamasıdır.
Allah korkusu olmayan insanlar rahatça haksızlık, adaletsizlik yapabilmekte,
cinayet işleyebilmekte, benzeri görülmemiş zulüm ve gaddarlıkları
yapmaktan çekinmemektedirler. Üstelik vicdan azabı dahi duymadan,
yaptıkları vahşetten pişman olmadıklarını söyleyebilmektedirler.
Oysa Allah'a karşı sorumluluk hissiyle dolu olan bir kişi bu fiilleri
asla işleyemez.
Din ahlakı yaşandığında bu saydığımız olumsuzlukların hiçbiri
kalmaz. Herşey sükunetle, güzellikle, adaletle halledilir. Adli
olaylar olmaz, karakollar, adliyeler neredeyse hiç iş yapmaz hale
gelirler.
Tüm bunlar, dinin insanlara kazandırdığı ahlak özelliklerinin,
devletin bekası ve toplumun huzuru açısından son derece gerekli
olduğunu göstermektedir. Dinsiz bir insan modelinin oluşturacağı
toplum yapısı, bencillik ve çatışma üzerine kurulu olacağı için,
ister istemez devleti ayakta tutan değerleri de tahrip edecektir.
Dinsizlik isyanı, çatışmayı, anarşiyi, nefreti, güvensizliği getirirken;
din ahlakı, insanlara itaati, barışı, düzeni, sevgiyi ve güveni
kazandırır. Allah bir ayetinde insanlara "Ey
iman edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe" girin"
buyurmaktadır. (Bakara Suresi, 208). Bu ayette davet edildiği
şekilde barış ve güvenliğe giren insanlar, devletin bekasının da
en büyük dayanağı olacaklardır.