Laiklik ilkesinin temel amacı, gerçekte inancı özgürleştirmektir.
Laiklik, Devletimiz'in vatandaşlarını bir dini benimseme, bu dinin
gereklerini yerine getirme ya da getirmeme konusunda kendi vicdanları
ile başbaşa bırakmak ve onlara özgür bir seçim yapma şansı vermektedir.
Devlet belirli bir dine ya da mezhebe imtiyaz tanımadığı için, herkes
sahip olduğu inanca göre yaşama imkanı elde etmektedir.
Türkiye, Anayasamız'da belirtildiği üzere laik bir devlettir. Laiklik
tarihte ve günümüzde zaman zaman yanlış anlaşılmış ve yanlış uygulanmış
bir ilkedir. Bu nedenle bu ilkeyi ve sonuçlarını detaylı olarak
incelemekte yarar vardır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, laiklik ilkesinin temel amacı, gerçekte
inancı özgürleştirmektir. Laiklik, Devletimiz'in vatandaşlarını
bir dini benimseme, bu dinin gereklerini yerine getirme ya da getirmeme
konusunda kendi vicdanları ile başbaşa bırakmak ve onlara özgür
bir seçim yapma şansı vermektedir. Devlet belirli bir dine ya da
mezhebe imtiyaz tanımadığı için, herkes sahip olduğu inanca göre
yaşama imkanı elde etmektedir.
Dikkat edilirse aslında Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sahip
olduğu bu laiklik modeli, İslam dininin özüne de son derece uygundur.
Çünkü İslam, inanç için özgür iradeyi ve vicdani bir kabulü şart
koşar. Bir insanın İslam'ı din olarak benimsemesi tamamen kendi
özgür iradesi ile olmalıdır. İslam'ı kabul ettikten sonra da, Kuran'da
emredilen ibadetleri uygulaması ya da men edilen yasaklardan (hırsızlık,
cinayet gibi toplumsal bir suç oluşturmuyorsa) sakınması tamamen
kendi vicdanıyla olmalıdır. Elbette Müslümanlar birbirlerini Kuran'da
anlatılan ahlaki vasıfların uygulanması için uyarabilir, teşvik
edebilirler. Ama asla bu konuda bir zorlama yapılamaz. Ya da dünyevi
bir imtiyaz tanınarak, kişi dini uygulamaya yönlendirilemez.
Bunun aksi bir devlet modeli varsayalım. Örneğin insanların zorunlu
olarak Müslüman, ya da Hıristiyan yapıldığı bir ülkeyi düşünelim.
Dahası bu dinlere inanan kişilerin, dinlerin kurallarına göre yaşamaları
için de zorlandıklarını farzedelim. Diyelim ki söz konusu devlet
modeli, toplumdaki insanları namaz kılmaları ya da kiliseye gitmeleri
için özel polis güçleriyle, inzibat kuvvetleriyle zorlasın. Ya da
biraz daha "ılımlı" bir yöntem benimseyip, namaz kılanlara
ya da kiliseye gidenlere özel bir devlet ikramiyesi versin. Böyle
bir devlet laikliğe tamamen aykırı bir devlet olacaktır. Dahası,
bir o kadar da dine aykırı olacaktır.
Bunun nedeni, zorla ya da menfaat karşılığı elde edilen bir dini
inancın ya da ibadetin, İslam'a göre değerinin olmayışıdır. Çünkü
inanç ve ibadet, sadece Allah'a yönelik olduğunda bir değer taşır.
Eğer devlet insanları inanca ve ibadete zorlayacak olursa, bu durumda
insanlar devletten korktukları için dindar olurlar. Din açısından
makbul olan ise, vicdanların tamamen serbest bırakıldığı bir ortamda
dinin yaşanmasıdır.
Bu nedenledir ki, Devletimiz'in sahip olduğu laiklik ilkesi, hem
vicdan özgürlüğü gibi temel bir insani değere hizmet ettiği, hem
de bu değere büyük önem veren İslam diniyle uyum içinde olduğu için,
her Türkiye vatandaşının benimsemesi ve savunması gereken bir ilkedir.
Hukuk Devleti
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bir hukuk devletidir. Bir başka deyişle
"hukukun üstünlüğü" ilkesini benimsemiştir. Bu ilke, adalet
kavramının temelini oluşturur.
Hukukun üstünlüğü, devletin içindeki tüm mekanizmaların, önceden
tespit edilmiş bazı kanun ve kurallar içinde işleyeceği anlamına
gelir. Her devlet kurumu, anayasanın ve diğer yasaların tespit ettiği
görev ve yetkilere sahiptir. Kimsenin bu görev ve yetkileri aşma,
değiştirme gibi bir gücü yoktur. Hukuk, herkesin üstündedir ve dolayısıyla
devlet "keyfi" değildir.
Hukukun üstünlüğü ilkesinin geçerli olmadığı bir devlet modelinde
ise, devlet mekanizması tamamen keyfileşecektir. Örneğin devlet
başkanına sınırsız yetki tanındığını ve her türlü kanunun üzerinde
olma hakkı tanındığını varsayalım. (Diktatörlükler böyledir) Bu
durumda devlet mekanizmasının adaletsizliğe ve istismara doğru kayması
kaçınılmaz olacaktır. Neyin adil, neyin doğru, neyin meşru olduğunu
belirten kuralların olmadığı veya bu kuralların dikkate alınmadığı
durumda, adalet, doğruluk ve meşruiyet de olmaz.
Bir hukuk devletinde yaşamak, tüm Türk vatandaşları için büyük
bir kazançtır. Çünkü hukuk devleti, herkesin canını, malını, temel
hak ve hürriyetlerini koruma altına alır. Hiç kimsenin malı-mülkü
zorla istimlak edilemez, hiç kimse zoraki olarak çalıştırılamaz,
haklarından mahrum bırakılamaz. Eğer bir kimse bu haklarının çiğnendiğini,
adaletsizliğe uğradığını düşünüyorsa, bu kez ona yargı yolu açıktır.
Türkiye'nin dört bir yanındaki adli kurumlar, başta Cumhuriyet Savcıları
olmak üzere, hukuk devletindeki hakları koruma altında tutmak için
çalışmaktadır. Her dileyen, hukuk devletinin kuralları uyarınca,
tek bir dilekçe ile savcılıklara başvurabilir ve devletten adalet
talep edebilir.
Hukuku, yani kanunları ise, milletin seçmiş olduğu vekillerden
oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi yapar. Eğer kanunlarda bir boşluk
görülürse ya da sakınca farkedilirse, bu durumda kanunlar değiştirilir,
yenileri kabul edilir. Dolayısıyla, bu kanunların herhangi bir şekilde
milletin aleyhine işlemesi de imkansızdır.
Görüldüğü gibi hukuk devleti sistemi, bir ülkenin vatandaşları
için olabilecek en adil, özgür ve rahat sistemdir. Dolayısıyla her
Türk vatandaşının, Türkiye Cumhuriyeti'nin bu temel niteliğine sahip
çıkması gerekir. Eğer hukuk devletinin işlemesinde aksaklık meydana
geliyorsa, herkes elbirliği ile devlete yardımcı olmalı ve hukukun
üstünlüğü ilkesini korumaya gayret etmelidir.
Sosyal Devlet
Devletimiz'in bir başka anayasal niteliği, bir "sosyal devlet"
olmasıdır. Sosyal devlet, kanunlarında ve icraatında toplum yararını
gözeten devlettir. Bu temel ilke, Cumhuriyetimiz'in diğer temel
nitelikleri ile birlikte Anayasamız'ın 2. maddesinde şöyle açıklanır:
Madde 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma
ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliği'ne
bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik,
laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
Sosyal devlet kavramına, Anayasa'nın 5. maddesinde de şöyle açıklık
getirilir:
Madde 5.- Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milleti'nin bağımsızlığını
ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi
korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak;
kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk Devleti ve adalet
ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik
ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının
gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.
Anayasamız'ın 60. ve 61. maddelerinde ise, sosyal devlet yapısının
bazı özellikleri şöyle hükme bağlanmıştır:
Madde 60.- Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu
güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.
Madde 61.- Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle,
malul ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat
seviyesi sağlar. Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına
intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır. Yaşlılar, Devletçe korunur.
Yaşlılara Devlet yardımı ve sağlanacak diğer haklar ve kolaylıklar
kanunla düzenlenir. Devlet, korunmaya muhtaç çocukların topluma
kazandırılması için her türlü tedbiri alır. Bu amaçlarla gerekli
teşkilat ve tesisleri kurar veya kurdurur.
Tüm bunlar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin niteliklerinin faziletlerini
göstermekte ve bu niteliklerin korunmasının Türk Milleti için ne
denli zaruri olduğunu ortaya koymaktadır. Her Türk vatandaşı, kendisinin
ve sevdiklerinin mutluluk ve refahı için, devletinin niteliklerine
sahip çıkmalı ve bu niteliklerin etkin bir biçimde hayata geçirilmesi
için devlete yardımcı olmaya çalışmalıdır.