Türk-Yunan Dostluk Ve İttifakının Önündeki Engelleri Aşmak

Türk ve Yunan toplumları yüzlerce yıldır aynı coğrafyalarda yaşamış, pek çok dönemde halkları iç içe geçmiş, kaynaşmış, ortak tarihi ve kültürel bağlara sahip medeniyetlerin çocuklarıdır. Bunun doğal sonucu olarak, dünyanın benzer bağlara sahip birçok ülkesi gibi çok sıkı dost, kardeş ve müttefik olmaları gerekirken durum çoğu zaman aksi yönde seyretmiştir.

Bunun sebebine bakıldığında, böyle doğal bir dostluk ve ittifakın gelişmesi ve kalıcı olmasının bölgedeki istikrarı kendi çıkar ve hesaplarına aykırı gören çevreler dikkat çekmektedir. Türk-Yunan dostluğu söz konusu olduğunda söz konusu çevrelerin devreye girmesi ve felaket senaryoları aşılaması bilindik bir manzaradır. Söz konusu çevreler, her fırsatta iki ülke arasında düşmanlık tohumları serpmiş, suni kriz ve gerilimleri körüklemiş, hatta iki ülkeyi pek çok kereler anlamsız ve mantıksız gerekçelerle savaşın eşiğine sürüklemiştir.

Ortadoğu’daki hakimiyet ve sömürü planları yüzünden Türk-Yunan ittifakını tehlikeli gören bir kısım gizli yapılanmaların iki ülke üzerinde oynadığı oyunlar 1. Dünya Savaşı döneminde çok daha somut ve belirgin bir hal almıştı. Osmanlı’nın elinde bulunan hilafetin devam etmesi, özellikle Ortadoğu ve İslam ülkelerine ve elbette ki bu bölgelerin doğal zenginlikleri ve petrol yatakları üzerinde hâkimiyet hesapları yapan İngiltere’nin işine gelmiyordu.

Bu amaçla İngiltere, 1. Dünya Savaşı’nın hemen ardından İstanbul’u işgal etti. Ancak doğrudan Osmanlı’yla savaşa girmedi ve İstanbul’daki işgalini Anadolu’ya bizzat yaymadı. Böyle bir işgalde maddi-manevi ciddi kayıplara uğrayacağını bildiği için her zaman olduğu gibi aracılar kullandı. Fransız, İtalyan ve Ermenilere Anadolu topraklarını paylaştırırken Batı Anadolu’nun işgali için çeşitli   bulunarak kullandığı ülke Yunanistan’dı.

Yunanistan o dönemde İngilizlerin destek vaatlerine güvenerek onların daveti üzerine İzmir’i işgal etti. Oradan Aydın ve Bursa çevrelerine kadar ilerledi. Ancak hiçbir zaman İngiltere’den beklediği desteği alamadı. Hiç tanımadığı deniz aşırı topraklarda, yetersiz imkanlarla, 20 yıldır aralıksız savaşan Osmanlı ordusuna karşı yalnız bırakıldı. Kaçınılmaz bir biçimde, büyük kayıplar vererek yenilgiye uğradı. Perişan bir durumda işgal ettiği Türk topraklarından çekilerek ülkesine geri dönmek zorunda kaldı.

Yunanistan’ın İngiltere’den yediği darbe bununla da kalmıyordu. Savaş sonrası yapılan Lozan Konferansı’nda İngiltere galip tarafta otururken Yunanistan –İngiltere’nin müttefiki olmasına rağmen– mağlup tarafta oturuyordu. Hatta dönemin Yunan Başbakanı Venizelos bu durum karşısındaki şaşkınlığını, “İngiltere masanın galip tarafında otururken, ben İngiltere’nin müttefiki olarak neden mağlup taraftayım?..” sözleriyle ifade etmişti. Venizelos aslında, tarihin her döneminde İngiliz derin devletinin dostluğuna ve asılsız vaatlerine güvenenlerin uğradığı kaçınılmaz akıbeti de özetlemişti, farkında olmadan…

O tarihten günümüze kadar da aynı derin sömürgeci gücün gizli ve açık iki ülkenin arasını açma politikaları kesintisiz devam etti. 1. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı topraklarının işgalinde başrol oyuncusu hiç kuşkusuz İngiltere’ydi. Yunanistan ise onun bu işgale kendi Ortadoğu emelleri doğrultusunda sürüklediği ülkelerden biriydi.

Ne var ki, Türkiye’nin işgalden kurtularak bağımsızlığını kazanmasını ve yeni bir devlet kurmasını takip eden dönemde İngilizler kadim dostumuz, Yunanistan ise ezeli düşmanımızmış gibi hayali bir senaryo hazırlandı. Son derece ince propaganda ve provokasyon teknikleriyle, dezenformasyonlarla beslenen bu çirkin senaryo neticesinde iki ülkenin arası aşama aşama açıldı. Türkiye ve Yunanistan arasında, her iki ülkenin de ortak fayda ve çıkarına olacak dostluk, ittifak, işbirliği ve dayanışma ortamına bir türlü izin verilmedi. Bölgedeki barış, güven, refah ve istikrarın temeli olacak böyle güçlü bir siyasi ve ekonomik ittifakın kurulması engellendi.

İki ülke arasında dönem dönem gerginlik konusu olan Kardak krizi de Türk-Yunan dostluğunu baltalamaya yönelik suni gerginliklerden biridir. Kardak krizi ilk olarak 1996 yılında Türk bandıralı bir geminin Ege’deki Kardak Kayalıkları’nda karaya oturması sonucu patlak vermişti. Olay yerinde Yunan ve Türk kurtarma ekipleri arasında çıkan anlaşmazlık sonucu ortaya çıkan bu kriz, o tarihte iki ülkeyi neredeyse savaşın eşiğine getirmişti. Sonrasında, ABD ve NATO’nun girişimleriyle kriz sonlanmıştı.

Krizin üzerinden 22 yıl geçmesinin ardından 28 Ocak 2018’de Türkiye ile Yunanistan arasında, Kardak yüzünden gerilim yeniden yükseldi. Kardak’a çelenk atmak için Yunan hücumbotu ile gelen Yunanistan Savunma Bakanı Kammenos’un Kardak’a yaklaşma girişimi Türk Deniz Kuvvetleri tarafından engellendi. Yapılan ikazın ardından Yunanistan Heyeti, gerginlik yaşanmadan Türk karasularını terk etti.

Görüldüğü gibi küçük bir kayalık bile iki ülke ordularının karşı karşıya getirilmesi, kimi zaman savaş nidalarının atılması için yeterli olabilmektedir. Bu tarz suni krizlerin sürekli gündeme gelmesi ve tırmandırılmasında ne Türkiye’nin ne Yunanistan’ın hiçbir kazanç ve çıkarı olmayacağı çok açıktır. Tam tersine, bu tür krizler üzerinden iki ülkenin ateşe sürüklenmesi iki tarafa da çok büyük zarar ve kayıptan başka bir şey sağlamayacaktır. Bundan kazançlı çıkacak tek mihrak yukarıda sözünü ettiğimiz, bölgede ittifak ve güçlenmeyi kendi çıkarları açısından riskli gören gizli yapılanmalar olacaktır.

Bu oyun Türkiye-Rusya arasında da oynanmıştır. Ancak iki ülke liderlerinin sağduyulu yaklaşımı neticesinde bu oyun kapsamlı şekilde bozulmuş, hatta tersine çevrilmiştir.

Bu oyunu durdurmak için her iki ülkenin de akılcı ve sağduyulu hareket ederek kışkırtıcı odaklara karşı uyanık ve tedbirli olması şarttır. Her iki ülkede yönetimde, bürokraside, medyada, vs. konuşlanmış ajan provokatörlerin tespiti ve temizliği bu yönde atılacak önemli bir adımdır.

Türk-Yunan dostluk ve ittifakını baltalamayı öngören provokasyonlar karşısında da benzer karşılıklı iyi niyet ve sağduyu politikaları güdülmesi son derece hayatidir. Bu bakımdan Sayın Erdoğan’ın 2017 sonunda Yunanistan’a 65 yıl sonra gerçekleştirdiği en üst düzey ikinci ziyaret, ilişkileri geliştirmek ve daha ileriye götürmek açısından son derece olumlu bir başlangıç sayılabilir. Her alanda yapılacak kapsamlı ittifak, dostluk ve işbirliği anlaşmalarıyla iki ülkeyi birbirine düşürmeyi hedefleyen tuzaklara karşı somut ve kararlı bir set çekmek mümkündür. Bunun için bir kısım çıkar odaklarının provokasyonlarına hiçbir şekilde mahal vermeyip, iki ülkenin dostluk amaçlı özel bir çaba göstermesi hayatidir. İki ülke, akrabalıkları, dostlukları, gelenekleri, alışkanlıkları, yaşam şekilleriyle birbirinin aynasıdır. Yıllarca birlikte yaşamışlardır, halen birliktedirler. Dostluğun en lazım olduğu zamanlarda suni meselelerle ayrı düşmek, hem bu iki ülkeye hem de bölgeye ciddi zararlar getirmektedir. Savaşların, ekonomik krizlerin kol gezdiği şu dönemde, zararı faydaya dönüştürmenin ve 500 yıllık kadim dostluğu yeniden inşa etmenin tam zamanıdır.

Adnan Oktar’ın Pravda (Rusya) ve Eurasia Review’da (ABD) yayınlanan makalesi:

http://www.pravdareport.com/opinion/columnists/14-03-2018/140340-turkey_greece-0/

https://www.eurasiareview.com/24032018-overcoming-obstacles-before-turkish-greek-alliance-oped/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir