ÇEÇENİSTAN'DA
YAŞANAN İNSANLIK DRAMINA ARTIK DUR DENİLMELİ!
Harun
Yahya
Soğuk Savaş'ın son bulmasının
ardından oluşan yeni dünya düzeninde Türkiye kendine çok güçlü bir
yer edinmeyi hedeflemişti. Özellikle de SSCB'nin dağılmasıyla birlikte
Kafkasya ve Orta Asya'da şekillenen yeni yapılanma içinde Türkiye
daha etkin bir konuma yerleşecek, ekonomik ve politik anlamda lider
bir ülke konumuna gelecekti. Çünkü bağımsızlıklarını birer birer
ilan eden bu cumhuriyetlerle Türkiye arasında hem din, hem dil,
hem kültür, hem de tarihi açıdan çok güçlü bağlar bulunmaktaydı.
Buna göre Türkiye ile bu ülkeler arasında bir bütünleşme olacak
ve Türkiye bu yakınlaşmanın sonucunda çok büyük kazanımlar elde
edecekti.
Ancak beklenen bütünleşme ve yakınlaşma ne yazık ki geride kalan
on küsur yıl içinde sağlanamadı. Türkiye pek çok alanda hedeflediği
bütünleşmeyi gerçekleştiremedi. Çünkü Orta Asya ve Kafkasya başka
bir ülke için de çok büyük bir önem teşkil ediyordu ve özellikle
Kafkasya bu ülkenin pek çok açıdan hayat damarıydı. Bu ülke Rusya'ydı
ve Rusya'nın Kafkasya'yı tamamen "başıboş" ve aynı zamanda da Türkiye'nin
eline bırakmaya hiç niyeti yoktu. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından
sonra eski Sovyet coğrafyasındaki pek çok ülkede bu sancılı dönem
yaşandı ve yaşanmaya da devam ediyor. Kazakistan'da, Türkmenistan'da,
Azerbeycan'da, Özbekistan'da, Kırgızistan'da ve Dağıstan'da Rusya'nın
yayılmacı politikasının etkileri asla silinmedi. Çünkü Rusya o ülkeleri
hala kendi boyunduruğu altında ve kendi hayat sahası olarak görüyor
ve görmeye de devam edecek. Bu ülkelerden özellikle bir tanesi var
ki 400 yıldır Ruslarla bağımsızlığı uğruna yaptığı mücadeleden asla
vazgeçmedi ve özgürlüğü için canı pahasına mücadele etti. Bu ülke
tarihe cesurluğuyla, gözü karalığıyla ve bağımsızlığına düşkünlüğüyle
geçen Çeçenistan'dır.
Çeçenistan Rusya için diğer Kafkasya cumhuriyetlerinden çok daha
büyük önem taşımaktadır. Bunun en önemli nedenlerinden biri, başta
petrol ve doğalgaz olmak üzere söz konusu bölgedeki yüksek rezervli
doğal kaynaklardır. Sovyetler Birliği, Soğuk Savaş döneminde ihtiyacı
olan tüm hammaddeleri bu ülkelerden çok ucuz fiyata alıp, kendi
ihtiyacı için kullanıyordu. Hatta bu hammaddeleri işledikten sonra,
aldığı ülkelere geri satıyordu. Böylece bu ülkeleri siyasi bağımlılığın
yanında, ekonomik olarak da kendine bağımlı hale getiriyordu. Ancak
SSCB'nin dağılmasından sonra kendisi için büyük bir hammadde kaynağı
olan bu cumhuriyetlerin birer birer bağımsızlıklarını ilan etmesi,
Rusya'yı da büyük bir çıkmaza soktu. İşte Hazar ve Kazak petrolleri
üzerinde bu kadar oyun oynanmasının ve Rusya'nın bu kaynaklar üzerinde
bu kadar hak iddia etmesinin nedeni bu hammadde ihtiyacıdır.
Yukarıda bahsettiğimiz ekonomik etkinin yanı sıra, Rusya'nın yüzyıllardır
devam eden "yayılmacı politikası" da Orta Asya ve Kafkasya'da yaşanan
karışıklıkların bir başka önemli nedenini oluşturmaktadır. SSCB'nin
dağılmasından sonra kısa süreli bir bocalama dönemi geçiren Moskova,
hemen toparlanmış ve bağımsızlığını ilan eden yeni cumhuriyetler
üzerinde yeniden hakimiyet kurmak için çok yönlü girişimlerde bulunmuştur.
Aslında Rusya'nın şu an bu cumhuriyetler üzerinde oynadığı oyunlar,
Boris Yeltsin'in 1993 yılında yaptığı bir konuşmayla da ilk sinyallerini
vermiştir. Yeltsin yaptığı bir açıklamada, "yitirdiği mevzileri
yeniden ele geçirerek Rusya'nın süper güç niteliğini yeniden kazanacağını"
ifade etmiştir. (Zaman Gazetesi, 12 Ocak 1994) Yani Rusya bu ülkelerin
bağımsızlıklarını ilan etmelerini, özgürlüklerine kavuşup, kendi
ayakları üzerinde duracak hale gelmelerini kabul edememekte, bu
bölgeleri yeniden ele geçirilmesi gereken mevziler olarak görmektedir.
Kazakistan'da, Azerbaycan'da, Dağıstan'da, Ermenistan'da ve Gürcistan'da
yaşananlar da bu yayılmacı politikanın hayata geçirilmesinden başka
bir şey değildir. Çeçenistan da bu yayılmacı politikanın hedefi
olan ve bu nedenle de çok büyük zulümlere maruz kalan ülkelerden
bir tanesidir.
Çeçenlerin Mücadele ile Geçen Şerefli Tarihleri
Çeçenistan'da yaşananlar hakkında
hepimiz bugüne kadar çok şey duymuş ve okumuş olabiliriz. Ancak
orada olanları anlayabilmek için son birkaç yıldır yaşananlar hakkında
bilgi sahibi olmak yetmez. Çünkü Çeçen halkının bu şerefli mücadelesi
bundan çok uzun yıllar önce başlamıştır ve çok kısa aralıklı kesintilerle
yıllardan bu yana devam etmektedir. Ve bu mücadelenin temelinde
belki de dünyanın en cesur halkı sayılabilecek bu halkın yazdığı
bir destan yatmaktadır. Tüm dünyanın cesaret ve bağımsızlığa olan
düşkünlüklerini kendilerine örnek aldıkları Çeçen halkının bu güçlü
karakterini anlamak için tarihleri hakkında da kısa bir bilgi sahibi
olmak gerekir.
Son 10 yıldır dünyanın gündeminden bir türlü düşmeyen Çeçenistan
aslında çok küçük bir ülke. Yüzölçümü sadece 16 bin kilometrekare.
Doğuda Dağıstan, güneyde Gürcistan, batıda ise İnguşetya'yla komşu...
Şu an Rusya Federasyonu içerisinde Çeçenistan ile aynı durumda olan
19 özerk cumhuriyet daha var. Bu cumhuriyetler Rusya'nın genel topraklarının
yüzde 28'i kadar bir yüzölçümüne sahipler. Rusya ise bu cumhuriyetler
üzerinde hala çok büyük bir etkiye sahip ve bu etkinin hiçbir şekilde
zarar görmesini istemiyor. Çeçenistan'ı kaybetmek ise bu ülkeler
üzerinde nüfuzunun kırılması ve bağımsızlığa düşkün Çeçen halkının
diğer ülkelere bir örnek teşkil etmesiyle sonuçlanacak. Zira toplam
nüfusları ancak Kızıl Ordu'nun asker sayısına ulaşabilen 16 bin
kilometrekarelik Çeçenlerin 16 milyon kilometrekarelik Rusları hezimete
uğratması, diğer Kafkas cumhuriyetleri ve özerk cumhuriyetlerde
de bağımsızlığın fitilini ateşleyebilir. Kağıt üzerindeki bu abartılı
dengesizlik ilk bakışta her şeyi Rusların lehine gibi göstermesine
rağmen, tarihinin hiçbir döneminde, hiçbir kayıt ve şartla dahi
olsa Çeçenler Ruslara boyun eğmemişlerdir ve eğmeye de hiç niyetleri
yoktur. İşte bu korku, Rusların "Çeçensiz bir Çeçenistan" özlemini
doğurmaktadır. Çünkü Kafkaslar'daki bağımsızlık hareketini canlandırabilecek
tek ülke Çeçenistan, tek halk da Çeçenlerdir.
Yukarıda saydığımız nedenlerden
ötürü 1991 yılında bağımsızlığını ilan eden Çeçenya, Rusya için
tüm bir Kafkasya anlamına gelmektedir. İmam Mansur'un 1780'li yıllarda
başlattığı tüm Kafkasları tek bir çatı altında toplamayı hedefleyen
Birleşik Kafkasya fikri, Rusların korkulu rüyasıdır. Çeçenya'nın
bağımsızlığı, bir anlamda Birleşik Kafkasya ideali için ilk ve en
önemli adımdır. Çeçenlerin diğer cumhuriyetler üzerindeki bu etkisinin
bilincinde olan Rusya'nın bu ülkenin üzerine bu kadar gitmesinin
önemli nedenlerinden biri de işte bu korkudur. Rusya, Çeçenleri
tek bir kişi kalmadan yok ederek, öncelikle Kafkasya'yı sonra da
milyonlarca kilometrekarelik topraklarını garanti altına almaya
çalışıyor. Fakat ne Ruslar ne de diğer ülkeler Çeçenistan'ın bu
kadar güçlü bir direniş göstereceğini ve bağımsızlıklarına bu kadar
düşkün olduklarını tahmin etmiyorlardı.
Çeçenler bağımsızlık uğruna herşeyi göze almış durumdalar ve bu
kararlarından da kolay kolay döneceğe benzemiyorlar.Rusya, özellikle
1990'lı yılların başından itibaren Çeçenistan'da çok büyük hukuksuzluklara
imza attı. Gerektiğinde çok çabuk bir şekilde tek vücut olabilen
Çeçenleri silahla yok edemeyeceğini düşündüğü için, içlerinden çökertme
yoluna başvurdu ve bunun için çok farklı yollar denedi. Seçimlere
müdahale ederek kargaşa çıkarmaya çalışmaktan vaatlerle devlet adamlarını
satın almaya, adam kaçırma ve terör hadiselerinden, kendi yanlısı
olan din adamlarını kullanarak dini ayrılıklar oluşturmaya, ayrıca
ekonomik ve siyasi baskılara kadar türlü yöntemlerle Çeçenistan'da
kaos çıkarmaya, halktaki güçlü birliği bozmaya çalıştı. Ancak bu
girişimlerinden beklediği başarıyı elde edemedi. Bunun yanı sıra
dünyanın olan bitenlere göz yumması ve hiçbir şekilde müdahalede
bulunmaması Rusya'yı daha da cesaretlendirdi, zulmüne devam etmesine
fırsat tanıdı.
Rusya'nın Çeçenistan'ı 1991 yılındaki fiili işgali, merhum Cahar
Dudayev tarafından bertaraf edilmesine rağmen, 1994 Kasım'ındaki
ciddi tacizler aynı yıl 11 Aralık ayında fiili bir savaşa dönüştü.
100 binin üzerinde Çeçen bu savaşta hayatını kaybederken, 10 binlerce
insan göç etmek zorunda kaldı. Çeçenya, tarihi ve ekonomik yüzlerce
kaynağını bu savaşta yitirdi. Rusya Çeçenistan'ı "iç meselesi" olarak
dünya kamuoyuna lanse ederken, dış dünyadan ciddi bir tepki görmedi.
Tüm Çeçenya'da her metrekareye tonlarca bomba düştü. Tıpkı bugün
de olduğu gibi kullanılması yasak olan kimyasal silahlarla insanlar
dünya tarihinde eşi görülmemiş bir soykırıma tabi tutuldu. Ancak
tüm bu zorluklara rağmen 1996 Ağustos ayına gelindiğinde hiçbir
şekilde yılmamış ve kendi toprakları için her şeyleriyle mücadele
eden Çeçenlere karşı Ruslar yenilgiyi kabullenmek durumunda kaldılar.
1996 Ağustos'unda ve 1997 Mayıs'ında en üst düzeyde imzalanan anlaşmalarla
Çeçenistan'ı ayrı bir devlet olarak kabul etmek durumunda kalan
Rusya, 2001 yılının sonuna kadar bu durumu benimsemiş gözüktü.
Çeçenistan'ın Ruslar karşısında elde ettiği bu müthiş başarı ve
hiçbir zorluk karşısında yılmayan bağımsızlık mücadelesi diğer cumhuriyetleri
de çok derinden etkiledi. 1998 yılında Çeçenistan'ın başkenti Grozni'de
Kuzey Kafkas halklarının öncülüğünde "Kuzey Kafkasya Halkları Şurası"
toplandı. Bu buluşma sonrasında Kuzey Kafkasya halkları arasında
çatışma çıkmaması ve olası bir Rus saldırısına karşı birbirlerine
destek konusunda tüm katılımcı ülkelerce fikir birliğine varıldı.
İşte bu birlik Rusya'nın yıllardır içinde yaşattığı büyük korkunun
yavaş yavaş hayata geçirilmesi demekti.
Bir yıla yakın bir süredir devam eden savaş da bu kararlarla ve
oluşmaya başlayan birlikle doğrudan ilgili. Çatışma, Rusların 1999
yılının ilk aylarında Dağıstan'daki bazı köyleri kuşatarak bombardımana
tutmasıyla başladı. Toplam 1500 kişilik nüfusu olan bu köyler kendilerine
bir önder olarak gördükleri Çeçenistan'dan yardım istediler. Ruslara
karşı yaptığı cesur mücadele ile bir kahraman haline gelen Çeçen
gazisi Şamil Basayev, 1999 yılının yaz aylarında Rus zulmünden kurtulmak
için kendilerinden yardım isteyen Dağıstan halkına yardıma başladı.
Bombardıman altında kalan köylerden sadece iki kişi kurtuldu. Bu
köylerde çok büyük bir katliam yaşanmış ve masum insanlar sebepsiz
yere vahşice öldürülmüştü. İşte Rusya ile Çeçenistan arasındaki
yeni savaş bu şekilde başladı. Yani kamuoyunda yaratılmak istenen
nedenler gerçekleri yansıtmıyordu. Ortada herhangi bir terörist
faaliyet ya da ayrılıkçı teröristler yoktu. Çeçen nüfusunun yüzde
sekseni, Müslümanlardan oluşan Dağıstan halkına insani bir yardımda
bulunmuş ve Rusları karşılarına almayı göze almışlardı.
İşte Çeçenlerin diğer cumhuriyetler üzerindeki bu lider konumu,
çatışmalar başladığı günden itibaren herkesin sorduğu: "Çeçenistan
Rusya için neden bu kadar büyük bir önem taşıyor?" sorusunun da
bir anlamda cevabı oluyordu. Çeçenistan'ın bağımsızlığına olan düşkünlüğü
ve bu uğurda yaptığı cesur mücadele diğer bağımsız cumhuriyetler
için çok büyük bir örnek teşkil etmektedir. Rusya Federasyonunun
içindeki cumhuriyetlerin en önemli özellikleri ise birbirleriyle
çok büyük bir etkileşim içinde olmaları ve bir ülkede yaşanan değişikliğin
diğer ülkeleri de çok çabuk etkisi altına almasıydı. İşte bu nedenle
Çeçenistan'ın bağımsızlığının aynı bir domino taşı gibi birbiri
ardına diğer ülkeler üzerinde bir etki yaratması, Rusya'da çok büyük
bir tedirginlik yaratmaktadır.
Rusların Kafkas halkına karşı uyguladığı böl-yönet
politikası
Savaşın bu kadar şiddetli geçmesi
ve Çeçenlerin bağımsızlık uğruna herşeyi göze almalarının altında
yatan en önemli neden Çeçenlerle Rusların din, dil, kültür ve ırk
olarak hiçbir ortak özelliklerinin olmamaları. Çeçenler hiçbir yakınlık
duymadıkları Rusların himayesinde yaşamayı 1918 yılından beri reddediyor
ve bu uğurda mücadele veriyorlar. Çünkü Çeçenistan bu tarihten SSCB'nin
çöküşüne kadar Sovyet Rusya'nın hakimiyeti altında kaldı ve bu dönem
içinde çok büyük zulümler gördü. Ruslar, Kafkas halkları arasındaki
bütünlüğü ortadan kaldırmak, milliyetçilik duygusunu ve dini inançları
yok etmek ve doğup büyüdükleri topraklarına olan bağlılıklarını
tamamen ortadan kaldırmak için bu ülkeler üzerinde çok vahşi bir
politika uyguladı. Buna göre kardeş ülkelerin toprakları birbirlerinden
suni sınırlarla ayrılmış, bazı halklar başka ülkelere göçe zorlanmış,
bazıları ise zorla evlerinden çıkarılıp yerlerine yeni topluluklar
yerleştirilmiştir. Bunun en önemli nedeni bu topraklarda karışıklık
ve kaos çıkarmak, kardeş halklar arasında düşmanlık yaratmak ve
insanların ortak kültürlerini tamamen ortadan kaldırmaktır. Bu "böl-yönet"
politikasında da Rusya kısmen başarılı oldu. Bugün Kafkasya'da yaşanan
anlaşmazlıkların kökeninde o tarihlerden günümüze gelen anlaşmazlıklar
yatıyor.
Çeçenistan'ın bağımsızlık özlemi
Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından bu birliği oluşturan
etnik grupların birçoğu bağımsızlıklarını ilan etti. Bazıları ise
Rusya topluluğu içinde kalarak, ekonomik ilişkilerinde bağımsızlaşma
yoluna gitti. Yıllar süren komünist Rus yönetimi altında çok büyük
baskılar gören bir milyon nüfusa sahip Çeçenler ise Cahar Dudayev
önderliğinde bağımsızlık savaşına başladılar. Komünist yönetimin
altında yaşadıkları baskı ve şiddet dolu yılların ardından Çeçenlerin
en büyük özlemi ibadetlerini rahatça yapabilecekleri, özgür ve bağımsız
bir ülke kurmaktı. Ruslarla yaşanan on sekiz aylık şiddetli savaştan
sonra kahraman Çeçenler 1996 yılında Rus ordularının çekilmesiyle
bağımsızlığını ilan etti. Devlet Başkanı Aslan Mashadov ile Yeltsin
arasında imzalanan anlaşmalarda açıkça Çeçenistan İçkeriya Cumhuriyeti
ifadeleri yer aldı. Bu, Çeçenistan için büyük bir başarıydı. Fakat
Çeçenistan'ın nihai statüsü, 2001 yılında Moskova'yla Grozni arasında
yeniden görüşülmek üzere rafa kaldırıldı. Ruslar için Çeçenistan
konusu henüz kapanmamıştı. Çatışmalar daha küçük çaplı olsa da devam
etti, fakat savaş hali sona ermişti.
Yıllardır süren bu savaşın Rusya açısından çok önemli politik -iç
ve dış- ve ekonomik yönleri bulunmaktadır. Son dönemlerde Rusya
gerek ekonomik açıdan, gerekse politik açıdan çok sıkıntılı bir
dönem yaşamakta, Rus halk yönetime karşı çok büyük bir güvensizlik
duymaktaydı. Vaat edilen ekonomik refaha ulaşılamamış, ülkedeki
dejenerasyon süreci çok büyük bir hız kazanmış, mafya Rusya'da çok
büyük bir güç elde etmiş ve uluslararası platformda Rusya çok büyük
bir güç kaybına uğramıştır. İşte bu nedenle Rusya Çeçenistan'ı halkın
güvenini yeniden kazanmak için bir kurtarıcı olarak gördü. Böylece
eski dikta anlayışı tekrar hortlatılacak, milliyetçi söylemlerle
halkın gözü boyanacak, ekonomik ve politik açmazları görmemeleri
için Çeçenistan savaşı halka göz boyayıcı bir destan gibi sunulacaktı.
Ve bunda da kısmen başarılı oldular. Yapılan seçimlerde halk savaşın
başındaki Başbakan Putin'e olan güvenini açıkça gösterdi. Böylece
Yeltsin'den sonraki politikanın ana hatları da çizilmiş oluyordu.
Savaşın şiddeti giderek artacak, önümüzdeki aylarda gerçekleşecek
olan seçimlere kadar da bu şekilde devam edecekti. Ve böyle de oldu.
Bombardıman hiç hızını kesmeden ve yaşlı,kadın,çocuk demeden devam
ediyor. Ruslar 2 Ekim 1999 tarihinde girdikleri Çeçenistan topraklarında
önlerine çıkanları kadın, çocuk ya da yaşlı demeden tüm insanları
acımasızca katlediyor. Aylardan beri sivil hedefler kesintisiz bombardımana
tutuluyor. Halkın direnişini kırmak için de özellikle hastaneler,
doğumevleri, çarşılar, mülteci konvoyları hedef olarak seçiliyor.
Son günlerde gelen haberlere göre de Ruslar Çeçenlere karşı kimyasal
bombalar, scud ve napalm füzeleri kullanıyorlar. Bunun yanı sıra
Ruslar birçok Çeçen köyünün kullandığı Argun nehrine zehir kattı.
Zehirli sudan içen kadın ve çocuklardan büyük çoğunluğu ölürken,
yüzlercesi de hastane kapısında ölümü bekliyor. Suların zehirlenmesi
nedeniyle içecek ve kullanılacak su bulamayan sivil halk çok zor
günler geçiriyor.
Mültecilerin durumu da endişe verici boyutlarda. Mülteci bölgelerinde
yapılan incelemeler insan hakları ihlallerinin çok büyük boyutlarda
olduğunu gösteriyor. Savaştan kaçan Çeçen mültecilerin 250 bini
İnguşetya'da, diğerleri de komşu bölgelerde korunmaya devam ediyor.
Bu savaşlar esnasında Çeçenistan, nüfusunun dörtte üçünü kaybetti.
Mülteciler altı ayı aşan savaşı da protesto ediyor. Bir kısmıysa
Çeçenistan'a geri dönmek için sınırda kuyruklar oluşturuyor. Savaş
Çeçenistan'ın güneyinde dağlarda sürüyor. Çeçenler Rus askerlerini
rehin alıyor, Rusya'ysa ölen Çeçen savaşçılarını dünyaya açıklıyor.
Rusya operasyon için şimdiye kadar 385 milyon dolar harcadığını
açıkladı. Çeçenler geçen yıl Eylül ayından bu yılın 25 Temmuz tarihine
kadar 21 bin Rus askerinin öldürüldüğünü bildirdi. Ruslar ise bu
sayının 2500 olduğunu söylüyorlar. Aynı tarihler arasında 1460 Çeçen
askerin öldüğünü bildiren Çeçenler, 45 bin sivilin öldüğünü söylüyorlar.
Rusya'nın planı ise 2000 yılının Kasım ayına kadar kendileriyle
mücadele eden tüm Çeçen savaşçıları yok etmek.
Rusların yeni oyunu: Moskova'da patlayan bombalar
Çeçenistan'da sivillere karşı
yürüttüğü savaş Rus hükümetini her açıdan çok zor duruma sokuyor.
Halk bu savaşı desteklemiyor, çünkü ölen Rus askerlerinin boşu boşuna
öldüklerini düşünüyor. Bu savaş ekonomik olarak da Rusya'yı çok
zor bir duruma sokuyor ve Rusya bu savaşın gerekçelerini dış dünyaya
açıklamakta çok zorlanıyor. Ve nasıl oluyorsa, tam sıkıştığı bu
dönemlerde Rus hükümetini rahatlatacak bir bomba Moskova'da sivillerin
yaşadığı bölgelerde patlıyor. Ve ortada hiçbir delil bulunmamasına
rağmen tüm patlamalar Çeçenlerin üstüne kalıyor. Bombaların ardından
"Terörist Çeçenler" sloganları Rusya semalarında işitilmeye başlanıyor.
Rus basını da hiçbir kanıt ya da kaynak göstermeden sert bir dille
Çeçenlere saldırıyor. Oysa Çeçen Devlet Başkanı Aslan Mashadov olayların
en başından itibaren "Ne Çeçen savaşçıların, ne istihbarat servislerinin
ne de liderlerinin bu patlamalarla en ufak bir ilgisi yoktur" diyerek
ölenlere başsağlığı diledi.
Halka yönelik gerçekleştirilen bu bombalar sayesinde Rus hükümeti
Çeçenistan'a karşı yürüttüğü savaşı daha da şiddetlendirme hakkı
kazanıyor. İşte bu nedenlerden ötürü artık şüphe götürmeyen gerçek
bu bombalama olaylarının Rus gizli servisinin bir işi olduğu. Özellikle
de saldırıların gerçek sorumlularının hiçbir zaman bulunmaması ise
bu düşünceyi daha da güçlendiriyor. Yani Rus hükümeti sivillere
yönelik sürdürdüğü savaşı meşru gösterebilmek için kendi halkını
bombalamaktan çekinmiyor. Üstelik bu bombalardan günümüze kadar
300'e yakın sivil öldü.
Ruslar, Çeçenistan'da yaptıkları savaşı meşrulaştırmak için her
zaman için Çeçenleri ayrılıkçı teröristler olarak göstermeye çalışmaktadırlar.
Oysa asıl teröristlerin Ruslar olduğu çok açıktır ve sivillere yönelik
yapılan insanlık dışı olaylar bu terörizmi delillendirmeye yeterlidir.
Ayrıca tarihçilerin kayıtlarına göre Çeçenler bölgenin yerli halklarıdırlar.
Ruslar ise bölgeye 1700'lü yıllardan itibaren, istilacı olarak gelmeye
başlamışlardır. Ayrıca saldıran taraf her zaman için Çeçenler değil
Ruslar olmuştur. Bunun yanısıra savaş her zaman için Çeçen topraklarında
olmuştur. Yani saldırı altında olan Ruslar değil, Çeçen sivillerdir.
Yurtlarından sürülmek istenen, zulüm görenler Çeçenlerdir.
Yardım için hala geç değil
Ne yazık ki Çeçenistan'da yaşanan insanlık dramı tüm dünyanın gözleri
önünde gerçekleşiyor ve bu zulme kimse dur demiyor. Orada yaşananları
ayrılıkçı terörist saldırıları olarak göstermeye çalışanlar ise
çok büyük bir soykırıma bir nevi ortaklık yapmış oluyorlar. İşte
bu noktada Orta Asya'da lider ülke olma hedefindeki Türk hükümetine
de çok büyük bir sorumluluk düşüyor. Hiç şüphesiz Çeçenistan'da
yaşananlara dur demek için bir adımın atılması, Kafkas cumhuriyetleri
üzerinde de çok büyük bir etki yapacaktır. Yaşananları görmezden
gelmenin liderlik hedefinde olan bir ülkeye çok şey kaybettireceği
ise açıktır. Bu nedenle "artık çok geç!" demeden zulme uğrayan insanlara
yardım eli uzatılmalı, tüm dünya ülkelerini de harekete geçirmek
için bir girişimde bulunulmalıdır. Türkiye'nin dış güçler tarafından
kendine verilecek sınırlı bir ilgi alanına değil, gerçek bir Türk
Birliği'ne ulaşmak için önünde çok büyük bir fırsat bulunmaktadır.
Çünkü Türkiye'nin çağdaş, demokrat ve barışçı kimliği buna imkan
tanımaktadır. Milli ve dini kimliklerin önem kazandığı bir dünyada
"Türk-İslam Medeniyeti" ancak bu bilinçle hareket edildiği zaman
etkin olacaktır.