İnsanların yaşamın gerçek amacından uzaklaşmaları, manevi değerlerini
kaybetmeleri demektir. Dünyayı yaşayabilecekleri tek yer olarak
gören, hem kendilerinin, hem de diğer insanların ölümle birlikte
yok olacaklarını zanneden kişilerin manevi yönlerinin gelişmiş olması
da beklenemez. Dünyada, yaptıkları iyilik ve kötülüklerle denendiklerini,
bunların ölüm sonrası hayatta karşılarına getirileceğini düşünmeyen
kişilerin insani yönlerinin gelişmesi de mümkün değildir.
Böyle çarpık bir yaşam felsefesine sahip insanların oluşturdukları
toplumların da manevi yönden büyük bir boşluk içinde olması kaçınılmazdır.
Toplumu oluşturan insanlar dünyada kendileri için mümkün olduğunca
çıkar sağlamaya, kendi istek ve tutkularını tatmin etmeye, kısa
bir yaşam süresini sorumsuzca geçirmeye çalışırlar. Ahlaki yönden
bir güzellik elde etme konusunda ise çabaları olmaz. Çünkü bunun
kendileri için bir çıkar sağlamayacağını düşünürler. Hatta aksine
yardımsever, şefkatli, merhametli, hoşgörülü, vicdanlı insanları
kendi çarpık bakış açılarıyla "saf" kişiler olarak değerlendirirler.
Onların yaşam felsefeleri, kuvvetli olanın zayıf olanı ezmesi, güçlü
olanın hiç kimsenin hakkını gözetmeden insanlara dilediği şekilde
zulmetmesi üzerine kuruludur.
Allah Kuran'da, ahirete ve hesap gününe inanmayan böyle insanların
günah konusunda da sınır tanımayacaklarına dikkat çekmiştir:
O gün, yalanlayanların vay haline.Ki onlar, din
gününü yalanlıyorlar.Oysa onu, 'sınır tanımaz, saldırgan', günahkar
olandan başkası yalanlamaz. (Mutaffifin Suresi, 10-12)
İşte içinde yaşadığımız dönem, din ahlakını tamamen terk etmiş
ve çevrelerini de böyle karanlık bir yola çekmek isteyen insanların
çoğunlukta olduğu bir zamandır. Bundan dolayı günahta sınır tanımama,
saldırganlık, manevi çöküntü, ahlaki değerlerin yitirilmesi, bir
ayette geçen ifadeyle "çirkin hayasızlıkların" yaygınlaşması, fuhuşun,
sapkın cinsel ilişkilerin, uyuşturucu bağımlılığının, kumarın kısacası
her türlü ahlaksızlığın teşvik edildiği bir dönemdir. İlerleyen
satırlarda, insanların dinsizliğin bir sonucu olarak nasıl bir ahlaki
çöküntü içine düştüklerine yer verilecektir.
Dinsiz İradesizliğinin Bir Göstergesi: Uyuşturucu
Uyuşturucu kullanımı özellikle son 10 yıldır büyük bir hızla yayılmaktadır.
Yapılan araştırmalar gençlerin önemli bir bölümünün uyuşturucu kullandığını
ve yine çok fazla sayıda insanın uyuşturucu bağımlısı olduğunu ortaya
koymaktadır. Örneğin 1992 yılında İngiltere'de yapılan bir araştırmaya
göre gençlerin %50'sinin uyuşturucu kullandığı, %30'unun ise bağımlı
oldukları ortaya çıkmıştır. Amerika'da yapılan bir diğer araştırma
ise 1988 ve 1995 yılları arasında Amerikalılar'ın uyuşturucu için
toplam 57.3 milyar dolar harcadıklarını ortaya koymuştur. (http://www.nida.nih.gov/Infofax/costs.html)
Her türlü uyuşturucu madde, insan sağlığına çok büyük zarar verir.
Uyuşturucu kullanan bir insanın hayatı da olumsuz yönde etkilenir.
Öncelikle çalışarak para kazanması ve ihtiyaçlarını karşılaması
imkansız hale gelir. Ancak uyuşturucu alabilmek için para bulması
gerekmektedir. Bu nedenle uyuşturucu kullananların bir çoğu, hırsızlık,
dolandırıcılık, fuhuş, uyuşturucu kuryeliği gibi kanun dışı yönemlerle
para kazanma yoluna giderler. Her geçen gün katlamalı olarak daha
fazla batağın içine girerler.Bir insanın kendisine göz göre göre
ve kendi eliyle maddi ve manevi yönden böyle büyük bir zarar verebilmesi
şaşırtıcıdır. Akıl ve vicdan sahibi bir insan kendisini asla böyle
bir duruma düşürmez. Ancak dinsizliğin neden olduğu iradesizlik,
bir insanın kendisine çok daha büyük zararlar verebilmesine neden
olabilmektedir.
Uyuşturucu kalbinde
Allah korkusu olmayan insanların içine düştükleri
belalardan yalnızca bir tanesidir..
Uyuşturucu konusunda dinsizliğin etkisini gösterdiği bir başka
nokta ise gençleri ve insanları uyuşturucuya alıştıranlardır. Vicdan,
merhamet, şefkat ve acıma duygularını tamamen kaybeden bu insanlar,
büyük bir özenle insanları bağımlı hale getirmeye ve daha fazla
uyuşturucu satarak, bu sayede para kazanmaya çalışırlar. Hatta Latin
Amerika veya Rusya gibi bazı ülkelerde uyuşturucu ticareti bir gelir
olarak görülmekte ve devlet eliyle yürütülmekte, yapan kişilere
de göz yumulmaktadır.Oysa Allah'a imanın, Allah korkusunun yaşandığı
bir toplumda tüm bu sorunlar ortadan kalkar.
Bugün uyuşturucu ticaretini ve kullanımını ortadan kaldırmak için
kullanılan yöntemler kesinlikle kalıcı çözümler sunmamaktadır. Örneğin
hastanede zorla tedavi gören bir uyuşturucu bağımlısı, çıkar çıkmaz
yine aynı ortama girerek uyuşturucuya başlamaktadır. Uyuşturucu
bağımlısını kurtarmanın tek yolu o kişiye irade kazandırılmasıdır.
Bir insana sarsılmaz irade veren tek güç ise dindir. En iradeli
insanın bile iradesini kırabilecek bir tutkusu mutlaka vardır. Ancak
Allah korkusunun ve cehennem azabından sakınmanın getirdiği iradeyi
sarsabilecek hiçbir güç yoktur.
Kumarın Zararları
Günümüzde kumar, tüm dünyada oldukça yaygın olan, hatta birçok
kişi için bir tür eğlence sayılan bir sektör haline gelmiştir. İnsanlar
kumara çok büyük miktarlarda paralar harcamaktadırlar. Öyle ki,
sırf zevk için yapılan bu para tüketimi, birçok muhtaç insanın refaha
kavuşmasına yetecek boyutlardadır.
Oysa kumarın insanlara ne kadar büyük zararlar verdiğini her gün
gazetelerde ve televizyonlarda, görmek mümkündür. Kumar borcu yüzünden
intihar eden, her şeyini kaybettiği için ailesi dağılan, senelerce
uğraşıp kazandığı mal varlığını birkaç saat içinde tamamen kaybedip
bunalıma giren, bundan dolayı gözünü kırpmadan cinayet işleyebilen
insanların haberleri her gün karşımıza çıkmaktadır. Yıkılan ailelerin,
parçalanmış evliliklerin, haksız yolla kazanılan paraların üzerine
bina edilen bu sektör, ahlaki dejenerasyonun çok önemli bir örneğidir.
Toplumsal yapıya ve aile ilişkilerine son derece zararlı olmasına
rağmen kumarın, bu şekilde teşvik edilmesi ise şaşırtıcıdır. Bunun
ticaretini yaparak para kazanmaya çalışmak, kumarı meşru bir fiil
olarak kabul etmek ise kuşkusuz son derece büyük bir vicdansızlıktır.
Tüm bu zararları görmezlikten gelerek böyle çirkin ve haram bir
fiilin yayılmasına izin verenler, kendileri de kumardan zarar gördüklerinde
ne kadar büyük bir hata yaptıklarını anlarlar. Ama onlar böyle bir
olayla karşılaşana kadar pek çok insanı hatta toplumları karanlığa
sürüklemiş olurlar. Böyle bir vicdansızlığın köklü olarak ortadan
kaldırılması ise Allah'ın emrettiği şekilde Kuran ahlakına uymakla
mümkündür. Allah Kuran'da kumarı "şeytan işi bir pislik" olarak
tanıtmış ve insanları bundan uzak durmaya çağırmıştır:
Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve
fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse
bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz. Gerçekten
şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi,
Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz
değil mi? (Maide Suresi, 90-91)
İnsanları kumar, uyuşturucu, fuhuş gibi kötülüklerden ve sapkınlıklardan
alıkoyacak, güzel ahlakı insanlar arasında hakim edebilecek tek
güç dindir. Allah bir ayetinde şöyle bildirir:
Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru
kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden
alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür.
Allah, yaptıklarınızı bilir. (Ankebut Suresi, 45)