Dünya tarihindeki bin yıllık kara leke: Kadın düşmanlığı

Kadın nefreti her gün yaşamak zorunda olduğumuz bir bela. Görünüşte en gelişmiş ve demokratik ülkelerden, en fakir ve gelişmemiş ülkelere kadar insanlığın vicdanında toplumların henüz silemediği bir yara.

Bunun yeni bir sorun olmadığını, çok eskiye dayanan bir sorun olduğunu tahmin etmek zor değil. Kadın düşmanlığı binlerce yıllık medeniyetlerimize ve kültürlerimize derinden yerleşmiş bir konu.

Bu çok şaşırtıcıdır çünkü kadınlar Allah’ın dünyada yarattığı en güzel nimetlerdir. Birçok açıdan erkeklerden üstündürler. Kadınlar nazik, merhametli, inanılmaz bir sevgi potansiyeline sahip, düşünceli ve dikkatlidirler ki bu liste uzatılabilir. Bu nedenle, bu kadar çok acı çekmek zorunda kalmaları şaşırtıcıdır. Medeniyetler değişmiş, nesiller değişmiş, yeni kültürler yükselmiş ama onların sıkıntıları aynı kalmıştır.

Tarihte yaşanan kadın düşmanlıklarından vereceğim sadece birkaç örnek, kadınların dünya tarihi boyunca uğradıkları haksızlıkları göstermek için yeterli olacaktır.

Roma İmparatorluğu’nda pek çok kız bebek çöplüğe atılırdı ve bunun sonucunda erkekler her zaman kadınlardan daha fazla sayıda olurdu. Bazen, terk edilmiş bebekler başkaları tarafından köle olarak kullanılmak ya da genelevlerde fahişe olarak çalıştırılmak üzere alınırlardı. Bu şekilde ölen zavallı kadınların sayısını yalnızca tahmin edebiliriz.

Benzer şekilde, Çin’de 2. yy’da bir devlet adamı olan Yang Chen, kadınlar için şunları iddia etmişti: “…İmparatorluk Sarayına utanç getiriyorlar… (kadınların) devlet işlerine katılmalarına izin verilmemeli.”

Günümüz Hindistan’ının bazı bölgelerinde yaygın olan utanç verici kadın düşmanlığı, eski Hindistan’da da mevcuttu. Örneğin, 5. yy Hindu destanı Mahabharat bir kız çocuğunun doğumunun bir talihsizlik olduğunu iddia eder ve “… kadınlar kötülüklerin kökenidir” der. Ortaçağ Avrupa’sında kadınlar cadı oldukları suçlamasıyla diri diri yakılırken, 1600’lerin İngiltere’sinde kadınların temelde hiçbir yasal hakkı yoktu. Onlardan evlenene kadar babaları sorumluydu ve evlendiklerinde özel mülkiyetlerinin mutlak kontrolünü kocaları alırdı. Kadın düşmanları öylesine hezeyan içindeydiler ki kadınların Yaratıcıları olan Allah ile doğrudan bağlantı kuramayacaklarına bile inanmaya başlamışlardı. Bu durum, ünlü İngiliz şair John Milton’ın şiirlerine, ‘Erkek sadece Tanrı için, kadın erkeğin içindeki Tanrı için’ sözleriyle yansımıştı.(1)

17. yy’da İngiliz Başbakanı Gladstone arsızca kadınların oy hakkına karşı çıkarken (2) kadın düşmanlığıyla ünlü Charles Darwin, kadınların erkeklerden daha aşağı varlıklar olduklarını iddia etmişti. Evliliğin neden yararlı olduğunu kendince şöyle açıklıyordu: “…daimi bir arkadaş, ilgi gösterecek, sevilecek ve oyun oynanacak biri (ileri yaşta bir arkadaş)… her şeye rağmen bir köpekten daha iyi bir şey. Bir yuva ve evle ilgilenecek biri… ” (3)

Alman filozof Friedrich Nietzsche, kadınların gerçeğin düşmanı olduğuna inanırken, Sigmund Freud kadınların uygarlık düşmanı olduğunu iddia etmişti. Hiç şüphesiz, bu ikilinin 20. yüzyılda kadın düşmanlığının artmasında doğrudan etkileri oldu. Nietzsche’den esinlenen Alman diktatör Adolf Hitler kadın haklarının Musevi entelektüellerce icat edilen bir şey olduğunu söyledi ve “Museviler, fahişeler, Marksistler ve modern kadınlar, anneliğe ve ‘Cermen’ uygarlığına karşı yapılan kötü planın bir parçasıydı” iddiasında bulundu (Musevileri tenzih ederiz).(4)

Ne zaman bir ilerleme olmuş gibi görünse, kadınlar sinsi bir darbeyle karşılaşırlar. Örneğin, İngilizler 1882’de Mısır’ı işgal edip kadınların örtünmesini kınadıklarında, kız çocuklarının eğitimi için sağlanan fonu kesmekten geri durmadılar.(5)

Bugün, sözde insan haklarının kanunlarla güvence altına alındığı ve sözde cinsiyet eşitliğinin olduğu modern bir dünyada yaşıyoruz. Ancak, gerçekte, durumun o kadar da değişmediği görülüyor. Bazı istatistiklere göre:

Yoksulluk içinde yaşayan 1,3 milyar insan var ve bunların %70’i kadın. Okula gitmeyen ilkokul çağındaki çocukların %60’ı kız çocukları. Dünyadaki tüm işgücünün %66’sını kadınlar oluşturuyor ancak gelirin %5’inden daha azını kazanıyorlar. Dünyanın her yerinde, en az üç kadın ya da kız çocuğundan biri darb ya da istismar ediliyor. Dünyadaki her 100 devlet bakanından yalnızca altısı kadın. (6)

Kadınlar Allah’ın yarattığı en muhteşem nimetlerindendir; sevgi, saygı, hayranlık ve takdirin en fazlasını hak ederler. Hak ettikleri sevgi ve saygıya sahip olmayalı uzun zaman oldu. Şunu kesin olarak söylemek gerekir ki, kadınlara gerçek değerini vermeyen milletler her zaman yenilgiye mahkumdurlar. Tarih tanığımızdır.

(Kaynaklar)
1 http://thinkexist.com/quotation/for_contemplation_he_and_valour_formed–for/259152.html
2 https://www.gladstoneslibrary.org/news/volume/the-gladstones-and-the-pankhursts-by-rachel-holmes
3 http://www.icr.org/article/darwins-teaching-womens-inferiority/
4 Holland, Jack. “A Brief History of Misogyny: The World’s Oldest Prejudice.” iBooks. 
5 Holland, Jack. “A Brief History of Misogyny: The World’s Oldest Prejudice.” iBooks.
6 http://www.globalfootprints.org/women

Adnan Oktar’ın Kashmir Reader’da (Hindistan) yayınlanan makalesi:

https://kashmirreader.com/2017/11/27/the-millenia-old-stain-on-the-worlds-conscience/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir