Dünya Rohingya’nın çığlıklarını duymalı

Bu neden oluyor? Neden gözlerimizin önünde gerçekleşen bu soykırım durdurulmuyor? 
Tawakkol Karman, 2011 Nobel barış ödülü sahibi

Yüzyıllardır Myanmar’ın bir parçası olan Rohingya halkı, 2010’dan bu yana sistematik bir etnik temizliğin hedefi oldu. Bu insanlar dünyanın gözü önünde diri diri yakıldılar, evleri yerle bir edildi, Rohingya kadınları çetelerin tecavüzüne uğradı ve çocukları en korkunç şekilde öldürüldü. Zulüm ve işkence o kadar ağırlaştı ki, yerel çatışmalara karşı genellikle ilgisiz kalan Birleşmiş Milletler, Rohingyaları ‘dünyanın en çok zulüm gören halkı’ olarak ilan etti ve maruz kaldıkları durumu ‘etnik temizliğe dair ders kitaplarına girecek bir örnek’olarak niteledi. O zamandan beri, sayısız insan hakları örgütünün yanı sıra birçok dünya liderleri, BM ile birlikte saldırıları kınadı ve eylemleri soykırım olarak niteledi ancak acımasız şiddet devam etti. Korkunç saldırılar yüz binlerce masum insanı komşu ülkelere sığınmaya zorladı. Ancak, çoğu zaman, reddin soğuk yüzüyle karşılaştılar. Avustralya, tüm zenginliğine ve uçsuz bucaksız topraklarına rağmen, derme çatma teknelerle okyanusta mahsur kalan, hiçbir umudu olmayan Rohingyalara yardım eli uzatmayı reddetti. Tüm dünya bu felâkete karşı hala sessiz kalmaya devam ediyor.

Buna ek olarak, zulüm ve işkence sadece fiziksel olmakla kalmadı; ülkenin ortak tarihinden ve hafızasından bu etnik grubu silmek için sistematik bir çaba yürütülüyor. Myanmar yetkilileri, Rohingyaları Bangladeş’ten gelen yasadışı göçmen olduklarını iddia ederek ve onları adlarıyla çağırmayı reddederek bu etnik grubun geçmişini küstahça inkar ediyorlar. Birkaç on yıl öncesine kadar hükümette bakanlık düzeyinde temsil edilen, gelişen bir topluluk olan bu etnik azınlığın kimliği, tarihi ve mirası şaşırtıcı şekilde yadsınıyor.

New York Times Güneydoğu Büro Şefi Hannah Beech yaşadığı şoku şöyle ifade ediyor:

“Myanmar’ın Rohingya hakkındaki ani hafıza kaybı sistematik olduğu kadar küstahça. Beş yıl önce, Bengal Körfezi’ndeki Sittwe şehri, etnik Rakhine Budist çoğunluk ve Rohingya Müslüman azınlığı arasında bölünmüş karışık bir şehirdi. 2009 yılında Sittwe’nin kalabalık çarşısında yürürken, Rakhine kadınlarına deniz ürünleri satan Rohingya balıkçıları görürdüm. Rohingya profesyoneller hukuk ve tıp alanında çalışıyordu. Kasabadaki ana caddeye, 19. yüzyılın ortalarında inşa edilmiş Arabesk tarzda Jama Camii hakimdi. Cami imamı, Sittwe’nin çok kültürlü mirasından gururla bahsediyordu.” Ancak bugün devlet tarafından uygulanan amnezi politikası herkesi etkilemiş görünüyor: “Sittwe’nin ruhu yeni şartlara adapte oldu. Son zamanlarda çarşıda konuştuğum her Rakhine sakini, şimdiye kadar orada hiçbir Müslümanın dükkan sahibi olmadığı yalanını söyledi.”

Birleşmiş Milletler Bürosu İnsan Hakları Yüksek Komiserine göre, Myanmar yetkilileri “etkin bir şekilde Rohingya coğrafyasındaki tüm tanımlayıcı simgeleri ve hatıraları silmeye çalışıyor öyle ki topraklarına yapacakları bir dönüş onlara ıssız ve tanınmaz topraklardan başka bir şey vermeyecek.”

Myanmar ordusunun zorla ülkeden çıkarmayı başaramadığı Rohingya halkı ise gettolar içinde, hareket özgürlüğü, evlilik, sağlık hizmetleri ve eğitim konularında getirilmiş kısıtlamalarla yaşamak zorunda. Komşu bir köyü ziyaret etmek gibi sıradan ve önemsiz bir şey için bile seyahat başvurusunda bulunmaları gerekiyor.

Amerikalı aktör Matt Dillon, Rohingya’daki korkunç kampları ziyaret ettikten sonra yaşadığı şoku şöyle ifade etti: “Hiç kimse böyle yaşamak zorunda olmamalı, insanlar gerçekten acı çekiyor. Yavaşça boğuluyorlar, geleceğe dair umutları ve gidecekleri yerleri yok.”

Benzer şekilde, ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, biraz geç olsa da, Myanmar ordusunun ve makamlarının eylemlerini etnik temizlik olarak niteledi ve: “Hiçbir tahrik, ortaya çıkan korkunç zulümleri haklı çıkaramaz. Bir takım Burma ordusu, güvenlik güçleri ve yerel çeteler tarafından yapılan bu tacizler büyük acılara yol açtı ve yüz binlerce erkek, kadın ve çocuğu, Bangladeş’e sığınmak için Burma’daki evlerinden kaçmaya zorladı. Mevcut gerçekler dikkatle ve kapsamlı bir şekilde incelendiğinde, Kuzey Rakhine devletindeki durumun Rohingya halkına karşı yapılan bir etnik temizlik olduğu açıktır” dedi.

Şiddeti durdurmak ve barış sağlamak için yapılan tüm çağrılara rağmen, Myanmar makamları bundan etkilenmeyip şiddeti sürdürdüler. Ağustos ayından bu yana, sistematik katliamlar, tecavüz ve kundaklamalardaki artış, 620.000’den fazla Rohingyayı zaten fakir bir ülke olan komşu Bangladeş’e kaçmaya zorladı. Şaşırtıcı bir dizi olaylar neticesinde, Myanmar ve Bangladeşli yetkililer, geçtiğimiz günlerde, yaklaşık 600.000 Rohingya’nın ülkelerine geri dönmeleri için anlaşmaya vardıklarını açıkladılar. Bu gerçekten beklenmedik bir durumdu. Çünkü Myanmar yetkilileri, ülkede Rohingya fikrine o kadar karşıydılar ki hiçbir Rohingyanın geri dönmemesi için kendi sınırları içine mayın bile yerleştirmişlerdi. Ne var ki bu geri dönüş ilgili kişilerin güvenliğini dikkate almıyor. Rohingyalara karşı aşırı düşmanlık devam ediyor. Tümü ateşe verildiği için artık köyleri yok. Bu nedenle, bu travma geçirmiş ve çaresiz insanların, güvenlik veya yerleşim gibi temel ihtiyaçlarını bile karşılamadan, düşmanca ve potansiyel şiddet içeren bir ortama geri gönderilmesi ciddi bir hatadır ve potansiyel olarak dehşet verici sonuçlara yol açacaktır. İnsan hakları örgütlerinin bu fikre şiddetle karşı çıktığını söylemeye gerek yok. Uluslararası Af Örgütü’nün açıklaması şöyle: “Myanmar ordusunun Rakhine Eyaletindeki Rohingyalara yönelik korkunç kampanyası insanlık suçudur. Herhangi bir geri dönüş planı gerçekleşmeden önce karşılanması gereken ilk şart, şiddetin koşulsuz olarak sona ermesidir. Fakat bu yeterli değil – Myanmar hükümeti aynı zamanda Rohingya halkını onlarca yıldır bir yoksunluk ve istismar döngüsünde tutan köklü ayrımcılığa son vermelidir.

Myanmar yetkililerinin sırf eleştirildikleri veya kınandıkları için baskılarını durdurmayacakları açıktır. Birleşmiş Milletler’in ve dünya ülkelerinin bu çaresiz insanları korkunç vahşetten kurtarmak için bir adım atıp harekete geçme zamanı gelmiştir. İslam ülkeleri buna öncülük edebilir ve bir deniz gücü oluşturup bölgeye büyük savaş gemileri göndermek üzere ortak karar alabilirler. İnsan hakları ihlallerinin olmaması için gözlemci olarak Myanmar kıyılarında bulunmaları kuşkusuz caydırıcı bir faktör olacaktır. Bu girişim, uluslararası topluluktan duruma daha fazla seyirci kalmak istemeyenler tarafından uygulanacak ekonomik yaptırımlarla da desteklenebilir. Hiç şüphe yok ki, çaresiz insanlar açık bir soykırım ile vahşice katledilirken dünya sadece kınama mesajları vermekten çok daha fazlasını yapmalıdır.

Adnan Oktar’ın New Straits Times’da yayınlanan makalesi:

https://www.nst.com.my/opinion/columnists/2017/12/311674/genocide-hear-rohingya-cries

http://www.harunyahya.org/tr/Eser-Tipi/265141/D%C3%BCnya-Rohingya-n%C4%B1n-%C3%A7%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1klar%C4%B1n%C4%B1-duymal%C4%B1

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir