Makedonya'daki son durumu doğru bir şekilde değerlendirebilmek
için, öncelikle "haritaların değişebilirliği" üzerinde durmak gerekir.
Çünkü Balkanlar'ın siyasi haritasının ve güç dengelerinin "ebedi"
olduğunu düşünmek ve buna dayanarak durağan ve statükocu bir strateji
belirlemek önemli bir yanlış olacaktır. Özellikle de dünya siyasal
sisteminin değişime uğradığı, taşların yerinden oynadığı ve "dünyanın
yeniden kurulduğu" büyük değişim dönemlerine, her türlü olasılığı
hesaplayan geniş bir vizyonla bakmak gerekir.
İnsanların büyük bölümünde, içinde bulundukları dönemde mevcut
olan ülke sınırlarının hiç değişmeyeceği yönünde bir inanış vardır.
Haritaya baktıklarında gördükleri dünyanın, hep öyle kalacağını
sanırlar. Kendi ülkelerinin ya da komşu ülkelerin sınırlarının sanki
hiç değişmemek üzere belirlenmiş olduğunu düşünürler.
Oysa dünya üzerindeki ülkelerin sınırları sık sık değişir. Bu sınır
değişiklikleri ise, çoğunlukla dünyayı ya da en azından bir bölgeyi
köklü bir biçimde etkileyen dönüm noktaları sonucunda olur. Bu dönüm
noktalarının modern çağdaki en belirginleri Napolyon Savaşları'nın
ardından gelen Viyana Kongresi, ardından 1878'deki Berlin Anlaşması,
sonra da I. Dünya Savaşı'ydı. Bütün bu dönüm noktalarında, özellikle
de I. Dünya Savaşı'nda dünyanın coğrafyası büyük ölçüde değişti.
Çok-uluslu imparatorluklar yıkıldı, yerlerine (çoğu yapay olan)
ulus devletler kuruldu. Özellikle de Ortadoğu ve Balkanlar'da yepyeni
bir harita ortaya çıktı. İnsanların çoğu I. Dünya Savaşı sonunda
oluşan haritayı istikrarlı ve kalıcı bir harita sandılar, ancak
bu harita da fazla uzun ömürlü olamadı. II. Dünya Savaşı ile bir
kez daha köklü bir değişime uğradı. II. Dünya Savaşı'nın ardından
da Batı ve Doğu blokları sabit kaldı, ama 1960'larda Üçüncü Dünya'da
gelişen bağımsızlık dalgası, çoğu Afrika'da yer alan onlarca yeni
devletin kurulmasını sağladı. Dünyanın siyasi haritası radikal bir
biçimde bir kez daha değişime uğradı.
İdeal Bir Harita Mümkün mü ?
Pek çok insan sözünü ettiğimiz tüm bu dönüm noktalarında dünyanın
artık "ideal" haritaya kavuştuğunu düşündü, ama her seferinde bunun
ardından yeni bir dönüm noktası ve yeni bir revizyon geldi.
Bu tarihsel gelişim bize önemli bir gerçeği gösterir: Tarihin hiçbir
döneminde dünyanın ideal ve kalıcı siyasi haritasının oluştuğunu
öne sürmek ve böylece statükonun değişmeyeceğine hükmetmek mümkün,
ya da en azından akılcı değildir.
Kuşkusuz stratejik açıdan önemli olan tek gelişme harita değişikliği
de değildir. Ülkelerin sınırları sabit kalsa da, güçleri, etkileri
ve rejimleri değişebilir ki, bu da yine dünyanın siyasi çehresinin
büyük bir değişime uğraması anlamına gelir.
Dolayısıyla, bugün de içinde yaşadığımız dünyanın siyasi haritasının
ve güç dengelerinin "ebedi" olduğunu düşünmek ve buna dayanarak
durağan ve statükocu bir strateji belirlemek, bir ülke açısından
önemli bir yanlış olabilir. Özellikle de dünya siyasal sisteminin
değişime uğradığı, taşların yerinden oynadığı ve "dünyanın yeniden
kurulduğu" büyük kırılma dönemlerine, her türlü olasılığı hesaplayan
geniş bir vizyonla bakmak gerekir.
İçinde yaşadığımız dönem ise tam da sözünü ettiğimiz türden bir
kırılma dönemidir. Soğuk Savaş'ın bitmesiyle birlikte taşlar yerlerinden
oynamıştır ve tekrar nasıl yerleşecekleri zaman içerisinde ortaya
çıkacaktır. Eğer bu taşların hareketlerine müdahalede bulunmazsak,
ortaya çıkan kompozisyon büyük olasılıkla bizin menfaatlerimize
uygun olmayacaktır. Ülkemizin menfaatine uygun bir düzenlemeyi ise,
ancak taşların hareketlerine müdahalede bulunarak elde edebiliriz.