Artan Nefret Suçları Özgürlükleri Tehdit Ediyor

Nefret sözcüğü sözlüklerde bir kimsenin kötülüğünü, mutsuzluğunu istemeye yönelik duygu olarak tanımlanmakta ve zaman zaman tiksinme ile eşdeğer bir anlamda kullanılmaktadır. Pek çok eserde nefret içeren ifadeler “nefret söylemi”, nefret nedeniyle işlenen suçlar ise “nefret suçu” olarak nitelenmektedir. Bu suç; Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı AGİT’in tanımında da yer aldığı gibi bir kişiye veya bir gruba karşı ırk, etnik köken, dil, din, fiziksel ya da zihinsel engellilik ve cinsiyet gibi ön yargı doğurabilecek nedenlerden ötürü işlenmektedir.[1]

Genellikle şiddet içeren nefret suçları taciz, tehdit, okul ya da iş yerlerinde zorbalık yapma şeklinde gerçekleşmektedir. Bunlarla birlikte, adli makamlar tehdit ve aşağılama içerikli saldırgan broşürler ve posterler kullanılmasını da nefret suçları kapsamında değerlendirmektedir.

Nefret suçunu diğer suçlardan ayırt eden, temelinde ‘kişinin kimliği’nin yer alması. Nefret suçu işlenirken sadece şahıslar ya da topluluklar hedef alınmamakta, cami, kilise gibi mülklere veya azınlık gruplara ait mallara da zarar verilebilmektedir. Böyle durumlarda suç, çoğunlukla tahrip etme, kundaklama, bombalama ya da yağmalama şeklinde olmaktadır. Mülklere saldırılar aşağılama, hakaret ya da tehdit içerikli mesajlar bırakma şeklinde gerçekleşebilmektedir. Söz konusu saldırılardan en çok muzdarip olanların genellikle Müslümanlar ve zenciler olduğu tespit edilmiştir. Bu gruplara yönelik saldırıların her geçen gün artış gösterdiği de tespitler arasındadır.

Her ne kadar yasalarda nefret söylemi ve nefret suçları ile ilgili tanımlamalar yapılmış olsa da nefret suçları hukukun en tartışmalı alanlarından birini oluşturur.

İlk sorun nefret söyleminin fikir özgürlüğü kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ile ilgilidir. Demokrasi ve insan haklarının bir gereği olarak en temel haklarından olan ifade özgürlüğü, kişinin başkalarına seslenme özgürlüğüdür.

Bununla birlikte demokratik pek çok ülke, ifade özgülüğünü sınırlandırarak nefret söylemini yasaklamıştır. Çünkü modern devletler bir yandan düşüncelerin özgürce ifade edilebilmesini teşvik ederken diğer yandan toplumun her kesimini korumaya çalışmaktadırlar. Nefret söyleminin yasaklanmasının siyasi ve hukuki sebebi, demokratik bir toplumda savunmasız bir insan topluluğuna belli ölçüde teminat ve güvence sunmaktır.[2]

Devletlerin özgürlükleri sağlama ve bireyleri koruma konusunda bir denge oluşturması şarttır. Bu nedenle dengeyi sağlamanın temel yolu, devletlerin bireyleri, özgür bırakıldıklarında nefret söylemi üretmeyen bir bilince ve ahlaka kavuşturmalarıdır.

Diğer bir sorun ise suçun nefret saiki ile yapıldığını tespit etmenin oldukça zor olmasıdır. 2015 yılının Şubat ayında ABD’nin Chapel Hill kentinde üç Müslüman gencin bir park yeri tartışmasından sonra komşuları tarafından öldürülmesi bu konudaki önemli örneklerden birisidir.[3] Komşuları ve eşi cinayetlerin dini sebeplerle alakası olmadığını iddia etmiştir. Ancak olayın faili Craig Stephen Hicks’in Facebook sayfasında din karşıtı birçok paylaşım bulunuyordu. Tamamı Müslüman olan maktullerin evleri de kurşunlanmıştı.[4] Bunlar da doğal olarak suçun nefret suçu kapsamında işlendiği şüphesini doğurmuştur. Bu tip olaylarda suçun nedenin belirlenmesi önemlidir; çünkü pek çok ülke, nefret saiki ile işlenen suçları daha ağır bir biçimde cezalandırmaktadır.

Nefret suçları sınırları aşarak yayılan bir suç türüdür ve suçun yöneldiği kitlelere dahil olan bireylerin eğitim, seyahat gibi temel özgürlüklerinin kısıtlanmasına yol açmaktadır. Bu nedenle ülkeler nefret suçlarını engellemek için daha sert polisiye tedbirler almakta ya da bu suça verilen cezaları arttırmaktalar. Ne var ki, bu tip tedbirler nefret suçları engellemeye yetmemektedir.

İnsanların arasında nefret hissinin giderek artması toplumlar için ciddi bir tehdittir. Bu tehdidin ortadan kaldırılması için gerekli tüm yasal düzenlemeler yapılmalı ve tedbirler alınmalıdır. Başlangıçta küçümsenen küçük çaplı bir olayın bütün bir toplumu etkileyeceği asla zihinlerden çıkarılmamalıdır. Nitekim 2011 yılında Londra’da, 2014 yılında ABD’nin Missouri eyaletinde yaşanan büyük ayaklanmalarda böyle olmuştur.

Yöneticiler gelecek endişesi veya siyasi hesaplar nedeniyle ülkelerinde nefretin yayılmasını teşvik etmemeli, göz yummamalıdırlar. Sözgelimi ülkesinde işsizliğe yol açacak ya da yeni gider kalemleri oluşturacak diye göçmen nefretini körüklemek daha büyük felaketlere kapı aralamaktır.

Bu noktada asıl üzerinde durulması gereken şudur: Nefret suçlarının çözümü daha fazla ceza veya daha fazla şiddet hiçbir zaman değildir. Nefret suçları ile en iyi ve temel mücadele yöntemi okullarda, medyada ve sosyal medyada toplum içinde fedakarlık, dayanışma, saygı ve uzlaşı gibi beraberinde yatıştırıcılığı ve barışı getirecek programlara ağırlık vermektir. İnsanlar arasında ittifak ve birlikteliği teşvik edecek bir ahlak sistemi uygulamaktır. Unutulmamalıdır ki; barış ve uzlaşı kolaydır; akabinde hemen çözüm meydana gelir. Bütün insanların üzerindeki görev, insanı insan yapan temel değerleri sürekli olarak hatırlatmak, egoist ve kibirli zihniyeti hayatımızdan uzaklaştırmaktır.


[1] Combating Hate Crimes in the OSCE Region, An Overview of Statistics, Legislation and National Initiatives, OSCE – ODIHR, 2005, s.12

[2] Jeremy Waldron, The Harm in Hate Speech, (Cambridge, MA: Harvard University Press, 2012), s.100-104.

[3] BBC Türkçe, Nefret suçu nedir, nasıl kanıtlanır? 19 Şubat 2015, http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/02/150219_nefret_sucu_abd

[4] VOA, Müslüman Gençleri Öldüren Craig Hicks Kim? 13 Şubat 2015, https://www.amerikaninsesi.com/a/musluman-gencleri-olduren-craig-stephen-hicks-kim/2641797.html

Adnan Oktar’ın The Pioneer ve Indian Muslim Observer’da (Hindistan) yayınlanan makalesi:

http://www.dailypioneer.com/columnists/oped/draw-the-line-on-hate-crimes.html

http://indianmuslimobserver.com/2018/03/01/draw-line-hate-crimes/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir